Yüce kitabımız Kuran-ı Kerim, Ramazan ayı içerisinde yer alan kadir gecesinde indirilmiştir. Kuran’ın bu indirilişinin, dünya semasındaki Beyt-i mamur denilen ve bizce mahiyeti belli olmayan mevkie bir defada indirilmesi hadisesi olduğu bildirilir. Sonra ise yaklaşık yirmi üç senede peyderpey yeryüzüne indirilmiştir.
Sevgili Peygamberimizin:“Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ateşten kurtulmaktır” diye ifade buyurduğu mübarek Ramazan ayı nihayet geldi. Hoş geldin ey şehr-i Ramazan. Ramazan, Müslümanların oruç tutmakla yükümlü oldukları ay takviminin 9. ayına verilen isimdir.
"İslâm", Arapça bir kelimedir. Kökü "barış" anlamına gelen "silm (selm)" kelimesine dayanır. Sözlükte itaat etme, boyun eğme anlamına gelir. Herhangi bir zorlama olmaksızın gönülden ve içtenlikle Allah'a itaat etmek, O'na teslim olmak, emir ve yasaklarına kayıtsız şartsız boyun eğmek demektir.
Orhun Abideleri, Göktürk İmparatorluğu'nun ünlü hükümdarı Bilge Kağan devrinden kalma altı adet yazılı dikilitaştır. Moğolistan'ın kuzeyinde, Baykal gölünün güneyinde, Orhun ırmağı vadisindeki Koşo Saydam gölü yakınlarındadır. Yazıtlar Türk dili, tarihi, edebiyatı, sanatı, töresi hakkında önemli bilgiler vermektedirler. Türk ve Türkçe adı, ilk kez Doğu Göktürkler dönemine ait bu yazıtlarda geçmektedir.
Başlık “Alaca koç”, biz ise ölümden bahsedeceğiz. Neden mi? Allah Resulünün ölümden bahseden bir hadisi şerifinden ilham alarak böyle bir başlık attık. Bu mübarek kelam aynen şöyle: "(Kıyamet günü) ölüm alaca bir koç suretinde getirilir. Cennetle cehennem arasında yer alan sur üzerinde durdurulur.
Bu yazımı Kayseri kırlık yerleşim birimlerinde yaygın bir tören olan “çömçeli gelin”e ayırmak istiyorum. Yaptığım araştırmada aynı törenin Adana, Antep, Hatay gibi özellikle yazı kurak geçen bölgelerimizde yaygın olarak yapıldığını gördüm. Bu durum, adı geçen törenin kurak yaz aylarında yağmur yağdırmaya dönük bir adet olduğunu gösteriyor.
Çoğumuz yakınlarımızdan, dost ve arkadaşlarımızdan “Ben bu gece rüyamda…” diye başlayan rüyalar dinlemişizdir.
Son günlerde neredeyse kendi adımızı bile hatırlayamaz hale geldik. Allah korusun Unutkanlık sendromuna yakalanmış olmayalım.
Büyük Türk Mütefekkir ve Mutasavvıfı Mevlâna Celaleddin Rumî
Geçtiğimiz zaman zarfında Recep, Şaban, Ramazan, Regaib, Miraç, Berat, Kadir fırsatlarını yaşadık.
“Semavî” kelimesi Türkçede gökle ilgili, göğe ait gibi anlamlara gelmektedir. “Semâvî dinler” denildiğinde ise “ilâhî dinler” anlaşılmaktadır.
Resulü Ekrem Efendimiz (S.A.V.)’in ifadesiyle: “Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennemden azat” olan mübarek ramazan ayının ne yazık ki sonuna geldik. Kendi kendimize “eyvah bu defa da kadrini bilemedik” diye sızlanırken, bu rahmet ikliminin neticesinde bir de bayram olduğu gerçeğiyle yüzleşiyoruz.
Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı, her yıl 20–26 Nisan tarihlerini “Kutlu Doğum Haftası” olarak kutlamaktadır. Ancak bilinmelidir ki Peygamberimiz Rebiyülevvel ayının 11. ve 12. günleri arasındaki gece dünyayı şereflendirmiştir. Bu gece, bütün Müslümanların bayramıdır. Çünkü Yüce Allah, kulları içerisinde en çok onu sevmiş ve “Ey Habibim! Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım” buyurmuştur.
Mazisi insanlık tarihi ile aynı olan dinin menşei hakkında çok çeşitli fikirler ileri sürülmüştür. Bu fikirlerden birincisi Batılı bilginlere ait olup, temelinde insanların maymundan evrimleşerek türediği yani “Darvin’in Evrim Teorisi” yatmaktadır. Bunlar Naturizm, Animizm, Totemizm, Monoteizm, Atalara tapınma, Büyücülük, Hayat buhranı ve sosyal sıkıntılar, Altınçağ efsanesi gibi görüşlerdir. (Kuzgun, 1993, 32–44) Bu teorilerden monoteizme göre din, tevhit yani Allah’ı birleme şeklinde başladı. Daha sonraları insanlar bu yoldan ayrıldılar. Bunun yerine tabiat güçlerine, ruhlara, hatta atalara tapınma gibi yollara saptılar.
Dinin kaynağı hakkındaki ikinci bakış açısı İslam bilginlerine aittir. Bu görüşe göre, din sonradan ortaya çıkmış değildir ve ilahi vahye dayanmaktadır. Diğer taraftan insanın doğuştan sahip olduğu bir ilahi bir hakikattir. Yüce Allah insana öyle bir özellik vermiştir ki, bu özellik sayesinde kendisini ve bütün kâinatı yaratan ve yöneten Allah’ın varlığını keşfedebilir. Bu içtihat Büyük Türk Bilgini İmam Maturidi’ye aittir. Yani bir insan; Allah’ın varlığı ve birliği, O’na ibadetin gerekliliği, ölümden sonraki hayatın varlığı gibi hususları bildiren bir peygamberin tebliğinden haberdar olmasa bile aklı sayesinde bu hususları kavrayabilir. Ancak Allah, insanlara verdiği akla ve delillere ilave olarak kendi emir ve yasaklarını insanlara ulaştıracak ve tebliğ edecek peygamberler de göndermiştir. (Kuzgun, 1993, 45)
Erkek olsun, kadın olsun, dünya işleri için, müminin mümine darılması, onu terk edip uzaklaşması, aradaki bağlılığı, ilgiyi kesmesi caiz değildir. Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun) anlatıyor: "Resülullah (S.A.V.) buyurdular ki: Bir mü'minin diğer bir mü'mine üç günden fazla küsmesi helâl olmaz. Üzerinden üç gün geçince, ona kavuşup selâm versin. Eğer o selama