Önümüzdeki Perşembe günü, yani 09.09.2010 günü Ramazan Bayramını idrak edeceğiz. Bu sene Ramazan ayı boyunca çeşitli yazılarımda gerek ramazan, gerek oruç, gerek kadir gecesi ve gerekse dinimizle ilgili hususlardaki görüşlerimi sizlerle paylaştığım için, Ramazan Bayramıyla ilgili olarak sadece iyi dilek ve temennilerimi sunmakla yetiniyorum. Gelecek olan Ramazan Bayramının tüm İslam alemi için hayırlara vesile olmasını yüce Allah’tan niyaz ediyorum.
‘ Türk - İslam Kültür ve Medeniyetin de TARSUS ‘ Sempozyumunun 5 ci oturumunda, “ İslam Sanat ve Medeniyet Açısından Tarsus “ ana başlığında “Tarsus ‘ta ki Kitabeler” Tarsuslu yazar Kemal DURU tarafından sunuldu.
Yüce kitabımız Kuran-ı Kerim, Ramazan ayı içerisinde yer alan kadir gecesinde indirilmiştir. Kuran’ın bu indirilişinin, dünya semasındaki Beyt-i mamur denilen ve bizce mahiyeti belli olmayan mevkie bir defada indirilmesi hadisesi olduğu bildirilir. Sonra ise yaklaşık yirmi üç senede peyderpey yeryüzüne indirilmiştir.
Öncelikle dini bayramları, evimizin dışında geçirebileceğimiz birer tatil gibi telakki etmemeliyiz. Günümüz şartlarında, aylar boyu süren yoğun çalışmalar neticesinde oluşan stresli havayı dağıtmak için, bulunduğumuz ortamın dışına çıkarak, yılda bir kere tatil yapmak, ihtiyaç haline gelmiştir. Ancak bu ihtiyacı bayram günleri dışında gidermek gerekir. Eğer bir mecburiyet yoksa bayramı evimizde geçirmeliyiz. Gurbetteki ailelerin bayramı memleketlerinde (Vatan-ı aslilerinde) geçirmeleri tatil kavramının dışındadır.
Geçen haftaki yazımda genel olarak dua hakkında bilgi vermeye çalıştım ve bu konu üzerinde duracağımı söyledim. Bu yazımda da duanın önemi ve insan hayatı üzerindeki etkisi üzerinde kısaca duracağım.
Türk –İslam Kültür ve Medeniyetinde Tarsus Sempozyumu, ikinci oturumunda, “ Prof. Dr. Ali Osman ATEŞ, “Ashab-ı Kehf Kıssasının Düşündürdükleri ” Prof. Dr. Ali AKPINAR, “ Tefsirlerde Ashab-ı Kehf ” Prof. Dr. Mustafa AŞKAR, “ Mutasavvıfların Ashab-ı Kehf kıssası hakkındaki yorumları ” Yrd. Doç. Dr. Rahmi TEKİN,
Öncelikle belirtmem gerekir ki Kadir Gecesi, Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle 1000 (yazıyla bin) aydan daha hayırlı bir gecedir. Bin ay, miladi takvim hesabına göre yaklaşık olarak 83-84 yıla tekabül etmektedir. Kur’an, bu gecenin 1000 aydan daha hayırlı olduğunu bildirmekte ve o gece meleklerin ve ruhun (Cebrail) indiğini ve fecre kadar gecenin sürdüğünü bildirmektedir.
‘’ Ben yaşayabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar, amansız düşmanıyım.’’ - Mustafa Kemal Atatürk
amazan Bayramına kavuşan ve artıcı nitelikte olmasa da temel ihtiyaçları dışında nisap miktarı mala sahip olan Müslümanların, her Ramazan ayında, kendileri ve velayeti altında bulunan (Bakmakla yükümlü olduğu) kişiler için ödemeleri gereken, her biri bir insanı bir gün doyuracak miktardaki, para veya gıda maddesine fıtır sadakası denir.
Kahramanmaraş’ın gür seslerinden Dr. Oğuz Paköz’ün yazdığı ve bana da gönderme lütfünde bulunduğu “Sür Sürenin” isimli kitabı, yaz tatili nedeniyle elime yeni geçti.
Dr. Oğuz Paköz, hem doktorluk mesleğini yürütmekle hem de edebiyat ve kültür alanında ciddi çalışmalar yapmaktadır.
lex Carrel’in “İnsan Denen Meçhul” adıyla anlatmaya çalıştığı insan, özünde bütün paradoxları taşıyan, duyguları ve yetenekleri sınırsız olan komplex bir varlıktır. Hz. Ali: “Sende alemler pinhan, sende cihanlar matvîdir”, Said Nursî, “İnsanı büyütürsen kâinat, kâinatı küçültürsen insan olur”, Cüneyd-i Bağdadî, “Allah’ı ararken kendimi; kendimi ararken Allah’ı buldum” demesi manidardır.
Sempozyumun 5 ci oturumu, İslam Sanat ve Medeniyeti Açısından Tarsus Başlığında sunulan bildirilerde, Prof. Dr. Cahit BALTACI, “Tarsus’taki Medreseler” başlığında sunduğu bildirisinin anlatımına değilde konu üzerine yaptıkları çalışmalardan bahsettiler.
Aslında işlerimin yoğunluğu nedeniyle bu hafta yazı yazamayacağımı düşünüyordum. Gerçekten de dün gece yazı yazmak için hiç vaktim olmadı. Ancak bugün Montgomery Watt’ın Kur’an’a Giriş adlı kitabını okurken kendi kendime “Bu müsteşrikler Kur’an’ı bizden daha iyi inceliyorlar” diye düşündüm. Kitabı dilimize çeviren Süleyman Kalkan yazmış olduğu önsözde böyle bir kitabı Türkçe’ye çevirip çevirmemek konusunda büyük tereddütler geçirdiği söyledikten sonra çevirmenin faydalı olacağı kanaatine ulaştığını şöyle anlatıyor:
Ramazan ayı eski Araplar arasında kamerî takvim esasına dayalı olan on iki aydan biridir. Peygamberimiz Hz. Muhammed(SAS)’in Mekke’den Medine’ye göç etmeleri başlangıç alınarak yılbaşı ayı Muharrem ayı ile başlar. Ayın görünme ve yok olmasına dayalı olarak düzenlenen kamerî yıl bugün kullandığımız milâdî yıldan yaklaşık olarak on gün eksiktir.
Ramazanın o büyülü atmosferi ve uhrevi havası çocukluk yıllarımda daha çok etkilerdi beni. İlkokul yıllarımda yarım yamalak tuttuğum orucu ortaokuldan itibaren tam olarak tutmaya başlamıştım. Büyük bir hevesle oruç tutar, iftar hazırlığı yapar yine aynı heyecan ve keyifle orucumuzu açardık.
Hz. Muhammed (SAV) teravih namazını kılmış ve sekiz rekât olarak ashabına da birkaç kere kıldırmıştır. Daha sonra farz kılınmasından çekinerek cemaatle kıldırmaktan vazgeçmiştir.
Geçen haftaki yazımın sonunda bireyin özgürleşebilmesi için devletin özgürleşmesi gerektiğini öne sürmüştüm. Bu haftaki yazımda devletin özgürleşmesi için engel olarak gördüğüm şeylerden birini ele almak istedim.