Hepimizin malumudur, hocalarımız Ramazan ayı girdiğinde onun hikmetini, güzelliklerini anlatırlar. Bunu yaparken de kimi zaman ayetleri, kimi zaman hadisleri kullanarak bizlere öğüt verirler.
Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Bircan Akyıldız'ın ziyaretini Mecliste kabul eden CHP li Kemal Kılıçdaroğlu,: '' AKP adaleti budur işte. Millete din iman söyleminde bulunuyorsunuz, bir bakıyorsunuz ki 60 bin kadın, hayat kadını olarak geçimini sağlamak için sıraya girmiş durumda. Bu acı tabloları, medyanın, gündeme getirmesi lazım. Medya üzerinde AKP'nin baskısını da biliyoruz. Ciddi bir baskı var. Yandaş medya yarattılar. Türkiye'yi güllük gülistanlık gösteriyorlar. O medyadan kim istiyorsa Anadolu'ya gidelim, hayatı görsünler.
Dünya Kadınlar Günü,her gün kutlamasında olduğu gibi yine konferans ve panellerle kutlandı.Kutlamalar yapılırken adına gün düzenlenen kadınlarımızın çoğu bu günden bihaberdi, çünkü etkinlikler şehirlerde yapılıyor ve konuşmacı olarak, belirli eğitim seviyesine sahip hanımlar yani etkili azınlık katılıyor.Etkisiz çoğunluk ise kırsalda ve hatta şehirde çile çekmeye devam ediyor.
Şubat 2009 verileri ülkemizde kadının durumunu gözler önüne seriyor.Türkiye de okur yazar olmayanların yüzde 75,5 ini kadınlar oluşturuyor,beş kadından biri okuma yazma bilmiyor.Fakülte ve yüksekokul mezunlarının oranı sadece yüzde 3,9.Eğitim düzeyine göre iş gücüne katılım
Allah insanı en güzel bir biçimde yarattığını yüce itabımız Kur’an- Kerim’de ifade etmektedir. Diğer bütün canlı cansız varlıkların da insan için yaratıldığı yine kitabımızda bildirilmektedir. İnsanın sahip olduğu bu yüce mevkie neyi hak ettiği için geldiği sorusu akla gelmektedir. Neden Allah, yeryüzündeki canlı cansız bütün mahlukatı insanın hizmetine sunmuştur.
Gerçekten de tabiatı incelediğimizde insanın hemen her şeyi kendi istifadesi için kullanabildiğini müşahede etmekteyiz. Küçücük bir çocuğun kocaman bir filin üzerinde onu idare ettiğini belgesel kanallarında görmüşsünüzdür yada insanın yer altındaki zenginlikleri enerji üretmekte kullandığı hepimizin malumudur. Bunlar gibi binlerce örnek akla gelmektedir.
Atalarımız misyonersiz din olan İslam dinini eski kültürleriyle bağdaştırmış ve eskiden inandıkları Tek .Tanrı inançlarını pekiştirmişler ,İslam dinini bir kabile dini olmaktan çıkartıp bir dünya dini haline gelmesini sağlamışlardır.Büyük komutanlar çıkartmak,büyük fetihler yapmakla kalmamışlar,büyük din bilginleri de yetiştirmişlerdir.Bunların başında bütün Müslümanların saygıyla andığı Ebu Hanife (öl:768) gelmektedir.Ebu Hanifenin milliyeti konusunda bazı tartışmalar sarsa da Türk olduğu kanaati ağırlık kazanmaktadır.H.Sabit Şimay’ın bir ansiklopedide vediği bilgiye göre Ebu Hanife:”Ümmet içinde tamamiyle erimiş olan Numan
Ramazan ayı Müslümanların mübarek aylarından bir aydır ve bu ay on bir ayın sultanı olarak bilinir. Onu diğer aylardan ayıran ve faziletli kılan pek çok şey vardır. Zira bu ay aynı zamanda rahmet, merhamet ve günahlardan bağışlanmaya vesile olmaktadır. Bir başka açıdan da o, yılın dinî bakımdan en yoğun olarak yaşandığı ve bir muhasebenin yapıldığı aydır. Dolayısıyla bir fırsatlar ve imkânlar ayı olarak da düşünülebilir.
Dünya Müslümanlarının çoğunluğunun ve Türk dünyasının tamamına yakınının din kültürüne damgasını vuran Ebu Hanife (Öl. 768) üstün bir zekâya sahipti. Onun itibarı sağlığında da, ölümünden sonra da devam etti. Özellikle Türkler arasında sevildi, benimsendi. Bu sevgi ve benimsenmede onun milliyetinden çok, dinî yorumları ve dini anlama metotlarındaki hoşgörü ve her topluma ve her coğrafyaya uyum sağlayıcı, toplumu kucaklayıcı özellikleri rol oynadı.Onun Arap olmadığı kesin olarak bilinmekle birlikte Fars veya Türk asıllı olduğu konularında rivayetler vardır. Prof. Dr. M. Fuad Köprülü, Osman Keskioğlu, Halim Sabit Şimay, Prof. Dr. Neşet Çağatay, Prof. Dr. İ. Agâh Çubukçu, Prof. İsmail Hakkı İzmirli, Prof. Şemsettin Günaltay, Prof. Dr. Osman Turan… ve başkaları Ebu Hanife‘nin Türk asıllı olduğunu ileri sürmüşlerdir. (bk.: İsmet Demir, İmam-ı A’zam Ebu Hanife , İstanbul 2005, 2-7). Ancak o, Kur’an ve sünnete bağlı, aklı ve sosyal gereksinimleri (=maslahat-ı ammeyi) ön planda tutan, içtihada imkân tanıyan metotlarıyla insanlığa ve özellikle atalarımıza İslâm
Bir Ramazan ayına daha kavuşmanın sevinciyle tüm okurlarımı yürekten selamlarım. Ramazan ayı, dinimizde değeri en yüksek kabul edilen bir zaman dilimi olmuştur. Bu ayda Müslümanlar yeniden hayatlarını gözden geçirme, dini yaşantılarını ele alma fırsatını yakalamaktadırlar. Bu ayda açlığın, susuzluğun, kısaca yokluğun anlamı tüm Müslümanlarca kavranmakta, Allah’ın verdiği bunca nimet içerisinde, sahip olunanların kıymeti daha iyi kavranmaktadır.
Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı, her yıl 20–26 Nisan tarihlerini “Kutlu Doğum Haftası” olarak kutlamaktadır. Ancak bilinmelidir ki Peygamberimiz Rebiyülevvel ayının 11. ve 12. günleri arasındaki gece dünyayı şereflendirmiştir. Bu gece, bütün Müslümanların bayramıdır. Çünkü Yüce Allah, kulları içerisinde en çok onu sevmiş ve “Ey Habibim! Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım” buyurmuştur.
8-06-2008 - 29-06-2009 arasını, Saint Paul yılı Vatikan tarafından ilan edilmesi ile kentimizde ilgili kişilerde de bir hareketlilik başlamışdı. Başladı başlamasına da basına yansıyan açıklamalarda Saint Paul'u yanlış tanıtılıyor olduğunu gördüm ve bu konuda muhtelif zamanlarda konu üzerine yazılarımız yayınlandı..
Konu üzerine baş vurduğumuz kaynaklarda, Tarsus lu, Saint Paul bir Havariyum olduğu, üzerine bir kayıd a, rast gelmedik.Dinler tarihi yazarları kitabında böyle bir şey yoktur.. Muhtelif yazılarımızda bu belgelere dayanarak, Saint Paul u kısa bir tanıtımda bulunmuş gerektiğinde de konu ile ilgili yine yorumlarda bulunabileceğimizi yazmıştık.
Anlaşılan odur ki !, bizim yöneticilerimiz olsun, Basın Mensuplar Olsun, Dinler Tarihi Kitaplarını hiç karıştırmamışlar, ne de bilenlerden sorma zahmetinde bulunmuşlar. Oysa kentimizde yayınlanan haber ve yorumlarda, konuyu araştırarak bilgi sahibi olunursa yapılacak çalışmalarda halkımız özellikle Müslüman halk, yöneticilerden duyacağı açıklamalarda yanlış bir şey duymamış olurlar, aynı şekilde yanlışa devam edilmemiş olur. Bazı yerel gazetelerimizde yayınlanan haber ve yorumlarda gördüğüm bu gibi yanlış açıklamalar konuya tekrar yönelmemi sağladı.