Modernizm Üstüne –II-
26.01.2010
(Geçen Haftadan Devam)
Modernizm, dine karşı düşüncenin çeşitli maddî imgelerle sistematize edilmiş formu. Dine karşı düşünce, insanın, aklı olan bir varlık olarak, dogmadan bağımsız hareket edebileceğini ileri süren akım. Peki din nedir? Din, insan ürünü bir vehim midir? İnsanın, tabiatın muazzam gücü karşısında acziyet hissederek sığınacağı bir liman olan Tanrı’yı imgelediği, bir hayal dünyası mıdır? Tanrı’yı, kutsalı, ilahi olanı yaratan tamamen insanın acziyetleri, yani insanın kendisi midir?
Her ne kadar Aydınlanmayı ve modernizmi eleştirse de Nietzsche, insanın özgürlüğü için Tanrı’yı öldürdüğünü iddia ediyordu. Aydınlanma Dönemi denilen çağın bütün büyük düşünürleri de Tanrı’ya ve Tanrı inancına bağlı öğretilere karşıydılar. Hobbes, Locke, Rousseau, Voltaire gibi düşün adamları, Tanrı’dan dolayısıyla dinden bağımsız bir insan hayaliyle yaşıyorlardı. Aslında Cemil Meriç’e bakarsanız, başlangıçta içinde bulunduğu toplumu kurtarıcı olarak ortaya çıkıp, zamanla siyasal ve maddi iktidarı eline geçiren kilisenin, hayatın her alanındaki hakimiyetine karşı, insanın birey olduğunu haykırmasıydı bu tür çıkışlar. Bir yere kadar da haklıydılar. Çünkü, kilise, yani din, yani din adamları, her şeyin temel mikyasının kendisi olduğunu, yegane belirleyici olduğunu söylerken, kişiye, bireye, insana değer vermeye gerek görmüyordu. Hatta insanlar için faydalı olan buluşlara bile, belli şartlarla müsaade ediyordu. Böyle bir ortamda, inandığı dinin baskısından daralan insan, dini, dolayısıyla Tanrı’yı sorgulamakta haksız mıydı? Şu halde Tanrı, özgürlüğün karşısındaki en büyük engeldi. Tanrı-akılla uyum sağlamıyordu. Bu nedenle aydınlanmacı, modern düşünce Tanrı’ya, dine karşı bir düşünce olarak gelişmek zorundaydı.
Peki gerçekten akıl ile din ve dolayısıyla Tanrı uyuşmaz mı? Tanrı’nın varlığını akılla temellendirmek mümkün değil mi? Aslında yüzlerce yıl insanlar Tanrı’nın varlığını delillendirme işiyle meşgul olmuşlar ve pek çok deliller de ortaya koymuşlardır. İşi inat etmenin dışında olmayan Ateistlerin dışında, hemen herkesi ikna edecek güçte delillerdir bunlar. Descartes, mesela, Tanrı’yı “kendisinden daha mükemmeli düşünülemeyen varlık” olarak tanımlar. Ontolojik kanıt denilir Descartes’in tezine. Eğer bir Tanrı kavramı gelişmişse, var olmayan bir şeyden böyle bir kavram gelişemez, o halde Tanrı vardır. Yani “ateş olmayan yerden duman tütmez” düşüncesi. Hudus delili denilen yöntemde de “meydana gelen her şey, mantıken onu meydana getiren bir varlığa muhtaçtır. Evren de zaman içinde sonradan meydana geldiğine göre, onu meydana getiren varlık Tanrı’dır” denilir. Kelamcılar kullanmışlardır bu yöntemi.
Thomas Aquinas, kainatta var olan her şeyin bir mükemmeliyet sırasına göre düzenlendiğini fark ettiğinde, en mükemmelin Tanrı olması gerektiğini söyler. Ahlak kanıtı ise, insanın erdemlere, iyilik işleyip kötülüklerden kaçınma yeteneğine sahip olma potansiyelinde bir varlık olmasından hareketle, ona bu potansiyeli Tanrı’nın verebileceği sonucuna çıkar.
Özetlemek gerekirse, ontolojik delil “Tanrı, özü gereği, kendisinden daha büyük bir şeyin düşünülemeyeceği bir varlıktır” der. Kozmolojik delil, dünyanın sonluluğundan, koşullarının belliliğinden (belirlenmişlik) ve rastlantısallığından kalkarak kendi başına zorunlu olan, belirlenmemiş bir varlığın, bir ilk nedenin var olduğunu söyler. Fiziko-teleolojik denen delil; dünyanın, özellikle organizmlerin amaca uygun düzenlenişinden hareketle bunların ardında duran düzenleyici bir akim –böylece tanrının aklının- var olduğu sonucunu çıkarır.
Ateistler Tanrı’nın varlığını, var olabileceği düşüncesine karşıdırlar. Agnostikler de ilgilenmezler Tanrı var olup-olmadığıyla. Bunun dışında kalanlar, aşağı yukarı Tanrı’nın varlığı konusunda hem fikirdirler.
Tanrı düşüncesi, Tanrı’nın varlığı inancı, aklı önceleyen Hıristiyan Batı düşüncesinde çok önemli bir konuma sahiptir. Çünkü, kilisenin konumunu veren Hıristiyan öğretisini insanlara zorlayan bir Tanrı olamaz fikri, modernizmin de alt yapısında yer almıştır. Böyle bir kilise varsa hürriyet yoktur, yani Tanrı varsa hürriyet yoktur. Hürriyeti istiyorsanız Tanrı’yı öldüreceksiniz. Bu düşünceyle, bir anlamda modernizmin yolunu keşfeden Batı, Tanrı’yı merkezden çıkararak yerine Batılılığı, yani Batılı olmayı merkeze almış, her şeyin belirleyicisi, ilk hareket noktası ve son varacağı yer olmak yolunda projesini geliştirmiştir. Ancak bu Batı tamamen ateizmi benimsemiş demek değildir. Sadece kilise baskısına olan hınç alınmak istenmiş. Neticede kilise de tavizler vermiş ve insanlar Laici ve Claric olarak sınıflanmışlar. Yani kilise din işlerini yürütecek, dünyaya, ekonomiye, siyasete ilişkin işleri de insanlar yönetecek.
Esasen Tanrı, bizim literatürümüzü kullanırsak Allah, akılla kavranılabilen bir varlıktır. Eserden müessire gidişle, var olan bir şeyler varsa, mutlaka onu var eden de vardır. Din, varlığı itibariyle ne insanla ne de akılla çelişmez. Ancak dinin yorumları kimi zaman ve hatta çoğu zaman hem insanla hem de akılla çelişebilir. Dini, Hıristiyanlık, Musevilik, Müslümanlık diye tasnif etmeye gerek yoktur. Din kökeni ilahi olan ve olmayan olarak ayrılabilir sadece. İlahi olan dinler İslam adı altında birleşirler. Çünkü hiçbir peygamber yoktur ki İslam’ın inanç ve ibadet esaslarını emretmiş olmasın. Hz. Adem’den Hz. Muhammed’e kadar bütün peygamberler bir ve tek olan Allah’a, ahrete imana davet etmiş, Peygamberlere inanmayı ve onların tebliğ ettikleri ilahi buyruklara uymayı öğütlemiştir. Namaz kılmayı, oruç tutmayı, zekat vermeyi, hac yapmayı emretmiştir. Bunlar İslam’ın iman ve ibadet esasları olduğuna göre, bütün peygamberler İslam’ı tebliğ etmişlerdir. İslam, insanlığın tek ve yegane dinidir.
Modernliğin mimarlarının neden dine karşı olduklarını izah ettik. Onların yüzyüze oldukları din, İslam’ın özünden uzaklaştırılmış, dogmalarla yüklü, insan doğasına aykırı bir din olduğu için karşıydılar. Bu din Hıristiyanlıktı. Akıllarıyla dinlerini örtüştüremedikleri için, dine karşı çıkmak modernliğin zorunlu bir sonucuydu.
Ancak, ilahi doğasını tamamen muhafaza eden bir din akılla çelişmez. Çünkü onun temel fonksiyonu, insana yeryüzünde ideal bir hayat yaşaması için ihtiyacı olan her şeyi sunmaktır. Aklını kullanmayı öğütleyen bir din, modernlikle çelişmez. Eğer modernlik aklı kullanmaksa, tekamül, ilerleme ise, insanın mükemmel olmasını isteyen bir din bunlara karşı çıkamaz.
Peki ama modernlik sadece akılcılık, ilericilik mi?
Devam edecek
Popularity: 1% [?]













BAYRAM
Mevlâ bizi af ede
Gör ne güzel iyd olur
Cürm ü hatalar gide
Bayram o bayram olur
Bardakoğlu, `Kadir Gecesi, Kur`an`ın övdüğü, esenlik ve güvenliğin her tarafa yayıldığı, sema kapılarının açıldığı, dua ve tövbelerin kabul edildiği kutlu bir gecedir` dedi
Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır Hocamızın sitemizde yayınlanan ‘ Türkiye’de En Az 40 Dakika Fazla Oruç Tutturuluyor’ yazısına Diyanet 'ten gelen şöyle cevap geldi:


Sayın hocam, “modernizm” çalışmanız çok önemli ve yerinde.. sonucunu bir okuyucu olarak merak ediyorum. ancak Ebubekir Sifil gibilerin Yaşar Nuri Öztürk ile Fazlurrahman ve Nasr Hamid Ebu Zeyd gibileri aynı kategoriye koymaları tezine katılamıyorum. Saygılarımla…
Değerli Mustafa Hocam, Bu modernizm konusu fakültemizde akademisyen arkadaşlarımızla bir kaç haftadır tartışdığımız bir konu. Modernizmi alamaya çalışıyoruz. elbette asıl amacımız modernizmi anlamak değil. asıl amacımız, günüüz dünyasında Müslümanların pozisyonunu belirlemek ve pozisyonu hak edip etmediklerini, hak etmişlerse, bu hale neden geldiklerini sorgulamak. En geri planda ise, kendisini müslüman oalrak tanımladığı halde, İslam’a uygun olmayan tutum, söz ve davrnaışlarda bulunan insanların durumunun sebebini tespit ederek, Müslümanlaırn İslam algısında bir bozulma olup olmadığını, varsa tamir etme yollarını araştırmak. Sizin anlayacağınız Modernizm konusu, büyük ve çok daha genel bir araştırmanın ilk adımları. Geçtiğimiz hafta da Postmodernizm üzerinde durduk. Önümüzdeki hafta Modern Devlet konusunu tartışacağız. Umarım yıl sonu geldiğinde bahsettiğim araştırma ana hatlarıyla ortaya çıkmış olur. Bu arada yeri gelmişken sizden ve tüm okurlardan istirhamım konuyla ilgili olumlu yada olumsuz görüşlerinizi aktarmanızdır. Muhtemel oalrak bizim görmediğimiz boşluklar olabilir. Belki okurlarımız ve site yazarlarımız bu konuda bize yol gösterici fikirler verebilirler. Katkınız için teşekkür ediyorum. Selamlarımla
şu anda vaktim çok kısıtlı olduğundan modernizm hakkında değilse de ateizm hakkında bişeyler söyleme ihtiyacı duydum..ateist arkadaşlarım oldu benim..biri sürekli bu konuda belge gönderiyordu içlerinde en can alıcı olan Türklerin büyük kıyımlar sonrasında katledilerek İslam’ı zorla kabul ettikleriydi..bu konuda bilgi varsa paylaşırsanız sevinirim..ben de size bana gelen belgeyi eğer silmediysem gönderebilirim..Eğer böyle birşey varsa bilmek hepimizin hakkı..bu bizi ateist yapmaz..ama bir yalandan arınmış oluruz..
iki şey dikkatimi çok çekti onunla görüşürken biri bu belge diğeri ise İslam’a karşı tavırdı..ya hristiyanlığı yahudliği onlar din saymıyor ya da islam ateizmin önündeki en büyük engel..
islamiyeti kabul ediş şeklimiz ve o dönem olayları hakkında burada veya ayrı bir konuda bilgi verirseniz sevinirim..
saygılarımla..