İslam, İslamiyet, Mezhep, Tarikat

22.01.2010
Saygıdeğer okurlarımızdan İslâm mezhepleri ile ilgili bilgilendirilme istekleri oldu. Bu isteği karşılamak üzere, fazla dipnotlara boğmadan ve olduğunca basitleştirilerek, sade bir dil ve üslup ile önümüzdeki aylarda –Tanrı sağlık verirse- bilgiler sunmaya çalışacağım.
Toplumumuzda mezhepler konusu merak edilmenin yanında bazılarınca yanlış anlaşılmakta, istismar edilmekte olduğu hatta toplumsal ayrışmalar için araç olarak kullanıldığı izlenmektedir. Konuya girmeden önce, konunun anlaşılmasını kolaylaştırmak için birkaç terim içeriğinin (muhtevasının) açıklanmasında fayda ummaktayım.
İslâm , Kur’an-ı Kerîm ile bütün insanlığa bildirilen mesajın adıdır. Yüce Tanrı K. Kerîm’in Maide (V) suresinin 3. ayetinde “… Bugün sizin dininizi kemâle (olgunluğa) erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım, sizin için din olarak İslâm’ı uygun gördüm…” ve Âl-i İmran (III) suresinin 19. ayetinde “Kuşkusuz Allahın nazarında makbul olan İslâm’dır” buyruklarıyla İslâm’ın Kur’an ile gönderilen mesajın adı olduğunu bildirmektedir. Dinler Tarihi uzmanlarımızdan Prof. Dr. Ö.F. Harman bu İslâm’ın Hz. Muhammed (SAS)’den önce gelen bütün peygamberlerin dininin de adı olduğunu şu uzun cümleyle açıklar:
“… Hz. Adem ile başlayan vahiy geleneğinin son halkası olan İSLÂM, peygamberler tarafından tebliğ edilen, fakat zaman içinde unutulan ya da insanlar eliyle bazı sapmalara uğratılan İlahî mesajın kıyamete kadar kalıcı olmak üzere tashih edilerek (düzeltilerek) yeniden ifade edilişin adıdır (Bak: Ö.F. Harman, “Vahiy Geleneği İçinde İslâm”, TDVİA, XXIII, 2-5)”
Hz. Muhammed’den önceki peygamberlerin dininin adı da İslâm olduğu için olmalı ki eski peygamberlere ve bu peygamberlerin aldıkları bozulmamış vahiylere inanmak iman esaslarımız arasında bulunmaktadır. Bu duruma göre İslâm Kur’an demektir, değişime uğramamıştır ve tek’tir.
İslâmiyet ise Kur’an-ı Kerîm’in hayata geçirilerek uygulanmasına denilir. Değerli bilim adamlarımızdan Sayın Prof. Dr. Ethem Ruhi Fığlalı bu terimi çok güzel ve öz olarak şöyle açıklar:
“… Kur’an-ı Kerîm’in, Hz. Peygamber’in uygulamaları yani sünnet ışığında hayata geçirilerek yaşanır hale sokulan biçimine… İslâmiyet denir. İslâmiyet, yaşanılan zaman içinde bulunulan coğrafya ve iklim, siyasî, tarihî, iktisadî ve sosyal şartlar ve o toprakların tarihi boyunca var olmuş daha eski kültürlerin etkisiyle son derece değişik, renkli ve hatta zengin yorumlara, anlayışlara ve biçimlere dönüşür. Onun için de bir tek Müslümanlık değil birçok Müslümanlık vardır. İslâm, yani Kur’an-ı Kerîm tek ve evrensel olmasına rağmen onun Müslümanlar tarafından anlaşılan, yorumlanan ve yaşanılan biçimi, coğrafî, siyasî, tarihî, sosyal ve kültürel anlayışlara göre değişir. Bunun böyle olması da son derece tabiîdir (Bak: E.R. Fığlalı, İktisadi İslâm Mezheplerine Giriş, İzmir, 2007, 13”
Bu gerekçelerden dolayıdır ki Türk Müslümanlığı, Arap, İran… Müslümanlığı vardır. Türk Müslümanlığının ana çizgilerini İmam-ı Azam Ebu Hanife (öl. 768), Semerkantlı Mehmet Matüridî (öl. 944), Ahmet Yesevî (öl. 1142)… gibi bilginler çizmiştir (Fazla bilgi için bak: A. Vehbi Ecer, Büyük Türk Alimi Matüridî, İst. 2007; A.V. Ecer, Milli Kültürden Milli Birliğe, İst. 2009).
Mezhep , gidilen yol anlamında Arapça bir kelimedir. Terim olarak mezhep, kişilerin yaşadıkları coğrafî, sosyal ve kültürel çevrenin içinde dinin ana kaynaklarını (Kur’an ve sünneti) anlama ve uygulamada ortaya çıkan farklılıkların kurumsallaştığı dinî topluluğun adıdır. Bu farklılaşmaların inançla ilgili olanlarına itikadî mezhepler, eylemlerle (amelle) ilgili olanlarına amelî veya fıkhî mezhepler denilir. Ancak Anadolu Türk toplumunda her ikisine de mezhep adı verilmektedir. Mezhepler ayrı din değildir, İslâm’ın farklı yorumudur. İleride bu konu üzerinde duracağız.
Tarikat , Arapça yol anlamına gelen tarik kelimesiyle ilgilidir. Sözlüklerde tarikat, Tanrı’ya ulaşma yollarından her biri anlamındadır. Terim olarak tarikat, dinin ana kaynaklarına ek olarak keşf, ilham ve sezgi gibi objektiflikten uzak bilgi kaynaklarına dayanan düşünce ve yaşantının kurumlaşmış şeklidir. Tarih içinde Türk kimliğinin ve varlığının korunmasında önemli rolleri olmakla birlikte zamanla kişi iradesini yok eden, tembelliğe ve ayrışmaya yönlendiren kurumlar haline gelmişlerdir (Fazla bilgi için bak: Ünver Günay – A. Vehbi Ecer, Toplumsal Değişme Tasavvuf, Tarikatlar ve Türkiye, Kayseri, 1999). Tarikatların mezheplerden metot, uygulama, bilgilenme… yönlerinden benzerlikleri yoktur. Tarikatlar hakkında değerli bilim adamlarımızdan Prof. Dr. Mehmet Saffet Sarıkaya’nın şu cümlelerini okurlarımızın düşünmelerini dilerim:
“Tarikatlar, bireysel dinî tecrübelerin şeyh-mürit ilişkisi çerçevesinde bir gruba mal edilmiş halleri olduğu için toplumu bağlayıcı değildir. İnsan, ne bir tarikat şeyhine tabî olmakla dinini kâmilen yaşamış olur ve kendini kurtarır, ne de ona bağlanmamakla dinini, dünyasını yıkmış olur (Bkz: M.S. Sarıkaya, İslâm Düşünce Tarihinde Mezhepler, Isparta, 2001, 1)”.
Yeniden ifade eldim ki mezhepler din değildir İslâm’ın kullar, insanlar tarafından yorumudur. Tenkit edilemezde değildir ve Peygamberimiz zamanında kurumlaşmış mezhep yoktur. Ancak Peygamberimiz, dinin özüne ters olmayan farklı yorumlara ve uygulamalara izin vermiştir.
Popularity: 4% [?]












BAYRAM
Mevlâ bizi af ede
Gör ne güzel iyd olur
Cürm ü hatalar gide
Bayram o bayram olur
Bardakoğlu, `Kadir Gecesi, Kur`an`ın övdüğü, esenlik ve güvenliğin her tarafa yayıldığı, sema kapılarının açıldığı, dua ve tövbelerin kabul edildiği kutlu bir gecedir` dedi
Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır Hocamızın sitemizde yayınlanan ‘ Türkiye’de En Az 40 Dakika Fazla Oruç Tutturuluyor’ yazısına Diyanet 'ten gelen şöyle cevap geldi:

