Pastasız Günlere Dönüş Yapalım mı?

01. 02. 2010
Çocukluk yıllarımda annemin günü olurdu. Gün dediysem şimdiki gibi paralı, altınlı, pastalı günler değildi. Yaşadığımız ilçedeki memurların ve yerli halkın eşleri toplanır, sohbet eder, elişlerini yapar, kışın soğuk ve karlı günlerini kalplerinin ısıttığı sıcak bir ortamda neşeli, mutlu geçirirlerdi. Hanımlar bir odada otururken biz çocuklarda diğer odada oyunlar oynar, yapılacak ikramı beklerdik. İkram derken şimdiki gibi hanımların günlerinde hazırladığı pastane vitrinini aratmayan börek, pasta ve kurabiyelerden bahsetmiyorum. Yapılan ikram, küçük pasta tabağının içerisinde bir tatlı, bir tuzlu bisküvi yine aynı tabağın içinde bir bardak çay. İkinci bardak çay olmazdı, toplam iki adet olan bisküvi verilen çay ile afiyet ile yenir, bundanda büyük mutluluk duyulurdu. O yüzden insanlar bir biri ile sıkça görüşür, gün yapmak onlar için külfet olmazdı. Çocuklar ile gönderilen ‘evdeyseniz annemler size gelecek’haberi sevinçle karşılanır, aman ne yapalım, ne ikram edelim, bu saatte haber verilirmi? diye düşünülmez, heyecanla misafir beklenirdi.
O günlerden günümüze geldiğimizde, toplanmanın, görüşmenin bir araya gelmenin ne kadar zorlaştığını, insanların çalışma hayatının zorluklarını da bahane ederek evlerinde inzivaya çekildiğini görmekteyiz. Sevdiğim bir ablam ile bu konuda sohbet ederken bana anlattığı tesbite çok gülmüştüm. Beni hem güldüren hem de düşündüren sözleri şöyle idi. ‘Zaman zaman eski dostlarımı, uzak akrabalarımı arama ihtiyacı hissediyorum. Bir araya gelemediğimiz için hiç olmazsa seslerini duyayım diyerek telefon açıyorum. Sesleri önce çok cılız ve derinden geliyor, gitmek için haber vereceğimi sanıyorlar her halde, seslerini duyup hal hatır sormak için aradığımı söyleyince o zayıf ve cılız ses birden bire gürleşiyor, canlı, neşeli olarak sohbete devam ediyorlar. ’Hakikaten bizler birbirimizden uzaklaştık, bir arkadaşımız arayıp haber verecek diye ödümüz kopuyor. Halbuki dertler, sıkıntılar paylaştıkça azalırken, mutluluklar, sevinçler de paylaştıkça artar. Tüm toplumda yaygın olan depresyon, hayat şartlarının ağırlığından kaynaklansa da, bizlerin sevdiklerimiz ile bir araya gelerek sohbet etmemesi, kabuğuna çekilmesi yani deşarj olamaması bu süreci daha da ağırlaştırmakta ve artırmakda.
Çevremdeki arkadaşlarıma ve akrabalarıma baktığımda herkesin misafire hazırlık olayından şikayetçi olduğunu gözlemliyorum. Sırf bu yüzden görüşmelerin, gidiş gelişlerin yok denecek kadar azaldığını görüyor ve üzülüyorum. Aslında herkes de bunun farkında, gün sırası kendine gelenler bir ay sonraki günün tasasına düşüyor. Ne yapayım, ne hazırlayayım, şu gün sarma sararım, bir gün önce tatlı pastaları yaparım, böreği aynı gün yapar, pişiririm şeklinde lüzumsuz ve hem maddi hem de manevi yönden yıkıcı işlerle uğraşıp, görüşmeyi tatlı bir mutluluk olmakdan çıkarıp, bir an önce savılması gereken kara bir gün şekline dönüştürüp, akşam misafirleri gönderince de derin bir oh çekiyorlar. Bunca şikayetçi olmalarına rağmen hiç biriside şeytanın bacağını kırıp ben günümde pasta yapmayacağım, sizlere eskiden olduğu gibi bisküvi ikram edeceğim diyemiyor. Niye, arkamdan konuşup ayıplarlar, dedikodumu yaparlar diye. Bırakın yapsınlar, size siz olduğunuz için değilde pasta yemek için geliyorsa hiç gelmesin, böylesi insanın size faydasından çok zararı dokunur.
Ülkemizin şu zor ve sıkıntılı günlerinde, birbirimize gerçekten ihtiyaç duyduğumuz, konuşmak, gülmek hatta ağlamak için bir insan sesi aradığımız bu meşakkatli günlerde gelin eskiden olduğu gibi özümüze dönelim. Sevdiklerimizle, dostlarımızla aramıza pasta, börek engelini koymayalım. Hazırda varsa verelim yoksa mis gibi krakerimizi, bisküvimizi ikram edelim. Bırakın arkanızdan ne konuşurlarsa konuşsunlar.
Gönül ne kahve ister, ne kahvehane, gönül sohbet ister, kahve bahane, sözleri ne güzel anlatıyor. Gönlünüz, dostlarınızı ve onların sohbetini istesin, sizlere hazırlanacak pastaları değil.
Popularity: 1% [?]












BAYRAM
Mevlâ bizi af ede
Gör ne güzel iyd olur
Cürm ü hatalar gide
Bayram o bayram olur
Bardakoğlu, `Kadir Gecesi, Kur`an`ın övdüğü, esenlik ve güvenliğin her tarafa yayıldığı, sema kapılarının açıldığı, dua ve tövbelerin kabul edildiği kutlu bir gecedir` dedi
Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır Hocamızın sitemizde yayınlanan ‘ Türkiye’de En Az 40 Dakika Fazla Oruç Tutturuluyor’ yazısına Diyanet 'ten gelen şöyle cevap geldi:

