Modernizm Üstüne -III-
04.02.2010
Modernlik, sadece akılcılık ve ilericilik mi diye bitirmiştim geçen yazımı. Batıya ait bütün kavramlarda olduğu gibi, modernlik kavramında da Batının kelimeye yüklediği anlam ön planda tutularak düşünülmelidir. Modernlik, sözlük anlamı ne olursa olsun, esasen Alain Touraine’in de dediği gibi, bireyi yok ederek kapitalizmin elinde sadece bir tüketici haline dönüştüren bir kavramdır. Yani modernlik toplumu sürüleştirme amacını güden bir kavramdır.
Bu yazımda ele almak istediğim konu İslam ve modernlik ilişkisidir. İlk yazımda da belirttiğim gibi, İslam söz konusu olduğunda kendisini Müslüman olarak tanımlayan yazarların çoğu modernlik kavramına karşıdır. Her nedense İslam söz konusu olduğunda modernlik denilince akla reform gelmekte ve reform, Maide suresi 5. Ayette de belirtildiği gibi “tamamlanmış olan din”de söz konusu edilememektedir.
Halbuki bizim literatürümüzde İslam’ın reforme edilmesi söz konusu olmasa da, yenilenme yani tecdid her zaman gündemde olabilmektedir. Nedir tecdid? Dinin güncel tutulması. Sadece tecdid değil ıslah ve ihya kavramları da dinin güncel tutulması anlamında kullanılmaktadır. Fakat tecdid peygambere izafeten nakledilen “Her yüz yılın başında bir müceddid gelecektir” hadisi sebebiyle, Müslümanların kabullenmekte zorlanmadıkları bir kavramdır.
Hadis tedkik edildiğinde, senet bakımından bir çok eksiklikleri olduğu görülmektedir. Hatta hadisi kitabında rivayet eden Ebu Davud, bile hadisin güvenilirliği hususunda olumlu yaklaşmamaktadır. Hadisin sıhhatiyle ilgili daha fazla bilgiye ihtiyaç duyanlar Ella Ladau-Tasseron’un, İsmail Hakkı Ünal tarafından dilimize aktarılmış olan “Periyodik Reform: Müceddid Hadisi Hakkında Bir İnceleme” adlı, İslami Araştırmalar Dergisi’nin Cilt: 6, Sayı:4, 279-292. Sayfalarında yayınlanmış olan makalesini inceleyebilirler.
Hadisin sıhhati bir yana, sosyal bir gerçekliğe işaret ettiği ortadadır. Bu hadisten çıkarılabilecek birkaç sonuç vardır. Bunlardan birisi tecdidin kabul edilmesi halinde, dinin hangi alanını kapsayacağı meselesidir. Tecdid nerde olacak? Bir diğer önemli sonuç da, dinin yada dine ait bir takım ögelerin deformasyona uğrayabileceği konusudur. Yani müceddid neleri yenileyecek? Son olarak da bu tecdidin mahiyeti, yani nasıl olacağı sorunu gündeme gelebilir.
İslam tarihi boyunca bu hadisin sahih olduğu var sayılarak onlarca alim her hicri yüz yıl için müceddid olarak belirlenmiştir. Ancak, dikkate değer biçimde Şafii aliminin müceddid olarak sayılması, hadisin ortaya çıktığı ortamın Şafii çevreler olması gibi hususlar dikkate alındığında bile, hadisin sıhhatinin tartışmalı olduğu görülecektir.
Fakat neden Şafii alimleri böyle bir hadisi uydursunlar? Sorusu akla gelmektedir. Yukarıda bahsettiğim makalede Ella Ladau-Tasseron, bunun gerekçesinin başta mezhebin kurucusu İmam Şafii olmak üzere, İslam’ın başlangıcında olmadığı halde sonradan dine katılan bazı hususlar, yani bid’atler olduğu iddiasındadır. Örnek olarak da Sünnet’in, Kur’an derecesine çıkarılmasını vermektedir. İmam Şafii’den önce hiçbir alimin Sünnet’i Kur’an ile aynı mertebeye çıkarmadığını, fakat İmam Şafiinin bunu yaparak, dinin Kur’an ve Sünnet dışında diğer kaynaklarını hükümsüz kıldığını söylemektedir. Biz de İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi’nin 13. Sayısında yayınlanan bir yazımızda bu hususa işaret etmiştik. Bu kısaca mezheb taassubu olarak değerlendirilebilir. Fakat, uydurma da olsa hadisin yukarıda işaret ettiğimiz vurguları bu Şafii alimlerce dikkatten mi kaçırılmıştı?
Bu noktada, dikkatten kaçan değil, kaçmayan bir güncel kalma sorunu olduğu dikkati çekmektedir. Dinin, ana kaynaklarının içinde yaşanılan döneme göre yeniden yorumlanması meselesi, bu konunun can alıcı noktasıdır. Her asırda müceddid geleceği düşüncesi, he ne kadar hadis olmasa bile, toplumun dini bakımdan ortaya çıkacak yeni hadiselere cevap arayışına karşılık vermek ve daha da önemlisi, zamanla çeşitli sebepler yüzünden bozulmaya uğramış dini yaşantı ve düşünce şekillerini yeni baştan düzenlemek içeriğine sahiptir.
Yeni ortaya çıkan sorunlara cevap verme konusu içtihadın; bozulmaya uğramış tutum, davranış ve düşüncelerin düzenlenmesi konusu tecdidin alanıdır.
Birincisinde, yani içtihatta problem çözülemeyecek derece büyüktür. Çünkü, özellikle hicri V. Yüzyıldan sonra başlayan dönem, yani Taklit Dönemi, içtihadın resmen olmasa da, fiilen yapılabilirliğini ortadan kaldırmıştır. Bu sebeple İslamî modernizm yanlıları, çıkışlarını “içtihat kapısının açık olduğu” tezine dayandırmışlardır. Teoride içtihat kapısı açık olsa bile, içtihat yapacak kişinin, yani müçtehidin nitelikleri sorunu, içtihadı imkansız kılmaktadır. Bu noktada sadece çağdaş Şii düşüncenin içtihada açık kapı bıraktığı görülmektedir. Vahhabilerin de içinde yer aldığı Sünni alimler, içtihat kapısının kapandığı fikrine şiddetle karşı çıkmalarına rağmen, müçtehidin kim olduğu konusunda elle tutulur veriler ortaya koyamamaktadırlar.
Tecid konusuna gelince; dine dayalı tutum, davranış ve düşünme şekillerinin çağa göre düzenlenmesi olarak görülebilirse de, esasen ortaya konulan uygulamalara bakıldığında, bunun sadece Asr-ı Saadet’in şartlarına dönüşü ifade ettiği söylenebilir.
Devam Edecek
Popularity: 2% [?]













BAYRAM
Mevlâ bizi af ede
Gör ne güzel iyd olur
Cürm ü hatalar gide
Bayram o bayram olur
Bardakoğlu, `Kadir Gecesi, Kur`an`ın övdüğü, esenlik ve güvenliğin her tarafa yayıldığı, sema kapılarının açıldığı, dua ve tövbelerin kabul edildiği kutlu bir gecedir` dedi
Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır Hocamızın sitemizde yayınlanan ‘ Türkiye’de En Az 40 Dakika Fazla Oruç Tutturuluyor’ yazısına Diyanet 'ten gelen şöyle cevap geldi:


Sayın hocam, modernizm, post modernizm, çağdaşlık, laiklik, aydınlanma, evernsellik, irtica, ilericilk, gericilik gibi özellikle Batı literatürünün dünyaya kazandırdığı bu tür kavramları Batı’nın yüklediği anlamlar ile mi yorumlamalıyız? Yoksa, bu kelimelerin semantik yapısından hareketle içini daha doğru doldurmak gerekmez mi..? Biz bu kelimeleri Batıdan ödünç alırken, hem kavram hem de anlam olarak mı alıyoruz. Yoksa içini bizim doldurmamız gerekmez mi..? Örneğin Kur’an, Cahiliye Arap toplumunun kullandığı bir çok kelimeyi almış, ancak onlara gerçek ve doğru anlamlar yükleyerek yeniden insanlığa sunmuştur. Saygılarımla…