İSLAM HUKUKU SAYFASI

İslam Hukuku – Fıkıh İmamları – Fıkhi Hükümler – İslam İlmihali – İslam Tarihi – Kur'an Araştırmaları – Kıssalar – Köşe Yazıları

Banner Maker


951 okunma

Modernizm Üstüne -III-

admn

Yrd. Doç. Dr. Ali Duman

04.02.2010

Modernlik, sadece akılcılık ve ilericilik mi diye bitirmiştim geçen yazımı. Batıya ait bütün kavramlarda olduğu gibi, modernlik kavramında da Batının kelimeye yüklediği anlam ön planda tutularak düşünülmelidir. Modernlik, sözlük anlamı ne olursa olsun, esasen Alain Touraine’in de dediği gibi, bireyi yok ederek kapitalizmin elinde sadece bir tüketici haline dönüştüren bir kavramdır. Yani modernlik toplumu sürüleştirme amacını güden bir kavramdır.
Bu yazımda ele almak istediğim konu İslam ve modernlik ilişkisidir. İlk yazımda da belirttiğim gibi, İslam söz konusu olduğunda kendisini Müslüman olarak tanımlayan yazarların çoğu modernlik kavramına karşıdır. Her nedense İslam söz konusu olduğunda modernlik denilince akla reform gelmekte ve reform, Maide suresi 5. Ayette de belirtildiği gibi “tamamlanmış olan din”de söz konusu edilememektedir.
Halbuki bizim literatürümüzde İslam’ın reforme edilmesi söz konusu olmasa da, yenilenme yani tecdid her zaman gündemde olabilmektedir. Nedir tecdid? Dinin güncel tutulması. Sadece tecdid değil ıslah ve ihya kavramları da dinin güncel tutulması anlamında kullanılmaktadır. Fakat tecdid peygambere izafeten nakledilen “Her yüz yılın başında bir müceddid gelecektir” hadisi sebebiyle, Müslümanların kabullenmekte zorlanmadıkları bir kavramdır.
Hadis tedkik edildiğinde, senet bakımından bir çok eksiklikleri olduğu görülmektedir. Hatta hadisi kitabında rivayet eden Ebu Davud, bile hadisin güvenilirliği hususunda olumlu yaklaşmamaktadır. Hadisin sıhhatiyle ilgili daha fazla bilgiye ihtiyaç duyanlar Ella Ladau-Tasseron’un, İsmail Hakkı Ünal tarafından dilimize aktarılmış olan “Periyodik Reform: Müceddid Hadisi Hakkında Bir İnceleme” adlı, İslami Araştırmalar Dergisi’nin Cilt: 6, Sayı:4, 279-292. Sayfalarında yayınlanmış olan makalesini inceleyebilirler.
Hadisin sıhhati bir yana, sosyal bir gerçekliğe işaret ettiği ortadadır. Bu hadisten çıkarılabilecek birkaç sonuç vardır. Bunlardan birisi tecdidin kabul edilmesi halinde, dinin hangi alanını kapsayacağı meselesidir. Tecdid nerde olacak? Bir diğer önemli sonuç da, dinin yada dine ait bir takım ögelerin deformasyona uğrayabileceği konusudur. Yani müceddid neleri yenileyecek? Son olarak da bu tecdidin mahiyeti, yani nasıl olacağı sorunu gündeme gelebilir.
İslam tarihi boyunca bu hadisin sahih olduğu var sayılarak onlarca alim her hicri yüz yıl için müceddid olarak belirlenmiştir. Ancak, dikkate değer biçimde Şafii aliminin müceddid olarak sayılması, hadisin ortaya çıktığı ortamın Şafii çevreler olması gibi hususlar dikkate alındığında bile, hadisin sıhhatinin tartışmalı olduğu görülecektir.
Fakat neden Şafii alimleri böyle bir hadisi uydursunlar? Sorusu akla gelmektedir. Yukarıda bahsettiğim makalede Ella Ladau-Tasseron, bunun gerekçesinin başta mezhebin kurucusu İmam Şafii olmak üzere, İslam’ın başlangıcında olmadığı halde sonradan dine katılan bazı hususlar, yani bid’atler olduğu iddiasındadır. Örnek olarak da Sünnet’in, Kur’an derecesine çıkarılmasını vermektedir. İmam Şafii’den önce hiçbir alimin Sünnet’i Kur’an ile aynı mertebeye çıkarmadığını, fakat İmam Şafiinin bunu yaparak, dinin Kur’an ve Sünnet dışında diğer kaynaklarını hükümsüz kıldığını söylemektedir. Biz de İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi’nin 13. Sayısında yayınlanan bir yazımızda bu hususa işaret etmiştik. Bu kısaca mezheb taassubu olarak değerlendirilebilir. Fakat, uydurma da olsa hadisin yukarıda işaret ettiğimiz vurguları bu Şafii alimlerce dikkatten mi kaçırılmıştı?
Bu noktada, dikkatten kaçan değil, kaçmayan bir güncel kalma sorunu olduğu dikkati çekmektedir. Dinin, ana kaynaklarının içinde yaşanılan döneme göre yeniden yorumlanması meselesi, bu konunun can alıcı noktasıdır. Her asırda müceddid geleceği düşüncesi, he ne kadar hadis olmasa bile, toplumun dini bakımdan ortaya çıkacak yeni hadiselere cevap arayışına karşılık vermek ve daha da önemlisi, zamanla çeşitli sebepler yüzünden bozulmaya uğramış dini yaşantı ve düşünce şekillerini yeni baştan düzenlemek içeriğine sahiptir.
Yeni ortaya çıkan sorunlara cevap verme konusu içtihadın; bozulmaya uğramış tutum, davranış ve düşüncelerin düzenlenmesi konusu tecdidin alanıdır.
Birincisinde, yani içtihatta problem çözülemeyecek derece büyüktür. Çünkü, özellikle hicri V. Yüzyıldan sonra başlayan dönem, yani Taklit Dönemi, içtihadın resmen olmasa da, fiilen yapılabilirliğini ortadan kaldırmıştır. Bu sebeple İslamî modernizm yanlıları, çıkışlarını “içtihat kapısının açık olduğu” tezine dayandırmışlardır. Teoride içtihat kapısı açık olsa bile, içtihat yapacak kişinin, yani müçtehidin nitelikleri sorunu, içtihadı imkansız kılmaktadır. Bu noktada sadece çağdaş Şii düşüncenin içtihada açık kapı bıraktığı görülmektedir. Vahhabilerin de içinde yer aldığı Sünni alimler, içtihat kapısının kapandığı fikrine şiddetle karşı çıkmalarına rağmen, müçtehidin kim olduğu konusunda elle tutulur veriler ortaya koyamamaktadırlar.
Tecid konusuna gelince; dine dayalı tutum, davranış ve düşünme şekillerinin çağa göre düzenlenmesi olarak görülebilirse de, esasen ortaya konulan uygulamalara bakıldığında, bunun sadece Asr-ı Saadet’in şartlarına dönüşü ifade ettiği söylenebilir.
Devam Edecek

Banner Maker

Popularity: 2% [?]

  • » Pentagon'un Yeni Haritası ve türkiye
  • » Mevlit Kandili
  • » Din istismarı meselesi
  • » Çanakkale…
  • » Devlet Memurlarının Çalışma Performanslarının Artırılması İçin Basit Bir Öneri
  • » Şehit Muhsin Yazıcıoğlu
  • » İslam’da Din Hürriyeti’nin Temelleri
  • » Üniversite Sınavı Üzerine Bazı Değerlendirmeler
  • » Üç Aylar ve Regaib Kandili
  • » Hoş Geldin Ya Şehr-i Ramazan
  • » Ebu Hanife’nin İçtihatlarında Dinde Kolaylık ve Fakirin Korunması
  • » Atalarımız Ebu Hanife’yi Hürriyetçi Olduğu İçin Benimsediler
  • » İnsan, Akıl ve İrade
  • » Ramazan, Oruç ve Şeytan
  • » Sigara Yasağının Hatırlattıkları
  • » Ramazan ve Oruç ile Tazelenmek
  • » Sadaka-i Fıtr
  • » Anlamak ve Yorumlamak
  • » Okulların Açılması Münasebetiyle: İslam ve Eğitim-Öğretim
  • » Çelişkiler Ülkesi
  • » Kültürümüz ve Dinimiz
  • » Akılcı Din Anlayışı ve Yaşar Nuri Öztürk’ün “Ebu Hanife” Kitabı Üzerine
  • » Bugünün Müslüman’ı Teslimiyetçi mi Sorgulayıcı mı?
  • » Atatürk ve İslam
  • » Zilhicce’nin İlk On Günü
  • » Kurban
  • » Gog-Mogog
  • » Kur'an Lisanının Arapça Olması
  • » Deniz Yarıldı mı yoksa Med-Cezir’e mi Uğradı?
  • » Bereket Nebisi Hz. Danyal’ın Kabri
  • 1 to “Modernizm Üstüne -III-”


    1. dr. mustafa güven diyor ki:

      Sayın hocam, modernizm, post modernizm, çağdaşlık, laiklik, aydınlanma, evernsellik, irtica, ilericilk, gericilik gibi özellikle Batı literatürünün dünyaya kazandırdığı bu tür kavramları Batı’nın yüklediği anlamlar ile mi yorumlamalıyız? Yoksa, bu kelimelerin semantik yapısından hareketle içini daha doğru doldurmak gerekmez mi..? Biz bu kelimeleri Batıdan ödünç alırken, hem kavram hem de anlam olarak mı alıyoruz. Yoksa içini bizim doldurmamız gerekmez mi..? Örneğin Kur’an, Cahiliye Arap toplumunun kullandığı bir çok kelimeyi almış, ancak onlara gerçek ve doğru anlamlar yükleyerek yeniden insanlığa sunmuştur. Saygılarımla…



    Leave a Reply



     

    You need to log in to vote

    The blog owner requires users to be logged in to be able to vote for this post.

    Alternatively, if you do not have an account yet you can create one here.

    Powered by Vote It Up