İSLAM HUKUKU SAYFASI

İslam Hukuku – Fıkıh İmamları – Fıkhi Hükümler – İslam İlmihali – İslam Tarihi – Kur'an Araştırmaları – Kıssalar – Köşe Yazıları

Banner Maker


261 okunma

3 Mart Sebebiyle Halifelik Meselesi Yeniden…

Yrd. Doç. Dr. Ali DUMAN

03.03.2010

Yazılarımı takip edenler bilir aşağı yukarı beş altı yıldır her 3 Mart geldiğinde halifeliği konu alan bir yazı yazmışımdır. Bu sene tekrar 3 Mart geldiği için yine halifelikle ilgili yazıyorum.

Şimdiye kadar ki yazılarımda Halifeliğin ne olduğu, Kaldırılmasını vs. işlemiştim. Hatta Hikmet Yurdu Dergisi’nin son sayısında “İslam Halifeliği” adlı Sırat-ı Müstakim Mecmuasında yayınlanmış bir makaleyi de sadeleştirerek yayınladım. Bugün şu soru üzerinde yoğunlaşmayı düşünüyorum: “Hilafet, dini ve siyasi bakımdan hiçbir etkinliği olmayan bir kurum olmasına rağmen, Müslüman milletleri birlikte hareket etmelerini sağlamakta, kendisinden istifade edilebilecek bir kurum olarak yapılandırılabilir mi?

Elbette soru bazılarına itici gelebilir. Aslına bakarsanız benim savunduğum teze de aykırı bir söylem içermektedir. Hatırlanacak olursa, geçmişteki yazılarımın birinde Amerika Başkanı Bill Clinton’un, Müslümanlarla diyaloğa girmekte dini bir liderlerinin olmaması sebebiyle çeşitli sıkıntılar yaşadıklarını dile getiren söylemini konu edinmiş ve Amerika’nın bir halife ortaya çıkarmak düşüncesinde olduğunu, bunun da Müslümanlar açısından olumsuzluklarını anlatmıştım.

Bugün bunu benim problem etmem, haklı olarak bazı okurlarımın kafasında soru işareti oluşturacaktır. Fakat biraz akıl yürütmenin bence hiçbir sakıncası yok. Konuya dönelim…

Konuyu şöyle ortaya koyuyorum:

Bugünün dünya konjonktüründe, Batı (Amerika da dahil) bir güç. Bu güç AB ve ABD şeklinde ikili bir yapı arz ediyor. AB, bana göre, klasik westernisation / batılılaşma ve emperyalizm geleneğinin günümüzdeki bir uzantısı. Avrupa’daki Hıristiyan toplumların, kendilerini dünyanın efendisi olarak gördükleri için, bütün yeryüzünü sömürmesi ve bunu da insan hakları adına, modernleşme, ilerleme adına gerçekleştirmeye çalışan bir organizasyon. ABD de kendisini dünyanın efendisi görmekte. Muazzam askeri gücüyle dünyanın her yerinde, istediği her şeyi yapabilme iktidarına sahip, fakat üretim ve enerji konusunda, sömürgeci Avrupa ile kimi zaman rekabet etmek durumunda kalan, aynı zamanda da Orta Asya’nın göbeğinde bir bıçak gibi duran İsrail’in menfaatlerini de kollamayı bir görev kabul eden süper güç.

Bunların karşısında, komünizmin iflasından sonra bir müddet bocalasa da, nükleer silah gücüyle varlığını sürdüren, dünyanın enerji kaynaklarını kontrol altında tutarak, dünyaya kafa tutmaya çalışan Rusya ile asya’dai fason üretim teknikleriyle, Batı teknolojisine ve üretimine kafa tutan Çin yer almakta.

Görüldüğü gibi dünyada hakim kuvvetlerden hiç biri Müslüman değil. İnanç bakımından Çin’in dışındaki üç kuvvet de Hıristiyanlık bağlantılı. Sadece ABD, güçlü bir Yahudi etkisinde.

Bu çizdiğim manzara dünyanın güç dengesinin resmi. Peki İslam dünyasının durumu ne?

Erol Güngör Hoca, 80’li yılların başlarında, dünyada gelişen İslamî hareketlenmelerden (İran devrimi, çeşitli Müslüman toplumların bağımsızlıklarını kazanması vs.) hareketle, İslam Dünyası Bloku’nun oluşturulması tezlerinin varlığından söz etse de (İslam’ın Bugünkü Meseleleri, 192); biz bugün biliyoruz ki, o dönemdeki İslamî görünen hareketlenlerin doğu blokuna karşı, Batılı müttefik (?) kuvvetlerin “Yeşil Kuşak Projesi”idi.

Daniel Pipes ve Mimi Stillman 2002 Mart ayında yazdıkları “The United States Government: Patron of Islam?” (Birleşik Devletler Hükümeti İslam’ın Patronu mu?) (MERİA Journal, Vol. 6, No: 1, March, 2002) başlıklı yazılarında, Amerikan hükümetlerinin İslam’ın patronu olup olmadıklarını sorguluyorlardı. Esasen 11 Eylül 2001 saldırısının, her ne kadar Amerikan toplumu üzerinde, İslam karşıtı bir etki yapmış olsa bile, Amerika’nın, Ortadoğu ve Asya coğrafyalarına silahlı kuvvetleriyle girmesinin yolunu da açmıştır. Amerika, Usame b. Laden’i ele geçirmek amacına matuf olarak Afganistan’ı işgal etmiş, ardından Irak’a girerek, Saddam rejimine son vermiştir. Bütün bunlar olurken, ne dünyada söz sahibi güçler, ne de İslam aleminden herhangi bir kesim ses çıkarmıştır.

Milletleşme süreçlerinin en olumsuz etkilediği toplumların İslam toplumları olduğu tespitinde bulunan Erol Güngör hoca, Müslümanların bu süreçten, kardeş milletler oalrak değil, düşman kardeşler olarak çıktığını belirtmektedir (Erol Güngör, Sosyal Meseleler ve Aydınlar,34 vd). Dünyanın modernleşme süreçlerinde tek bağımsız Müslüman devleti olan Osmanlı’nın dağılması, İslam toplumlarının başta İngiltere olmak üzere emperyal devletlerin tezgahlarına gelerek farklı oluşumlar içerisine girmeleri ve nihayetinde sömürgeleştirilmeleri, İslam’ı din olarak benimsemiş milletlerin bir birliktelik ortaya koyarak, yeryüzünde bir denge kuvveti olabilmelerinin önünde en büyük engel olmuştur. Bu yüzden İslam dünyasının ipleri de Batı’nın, bilhassa Amerika’nın elindedir denilebilir.

Süreçleri değerlendirelim…

80’li yıllar, kominizm tehlikesine karşı Yeşil Kuşak Projesi.

90’lı yıllar Yeni Dünya Düzeni Projesi

2000’li yıllar Büyük Ortadoğu (BOP) projesi.

Hangi proje İslam toplumlarının ürünü ve İslam toplumlarının dünya konjonktüründe söz sahibi olmasını amaçlıyor?

Aslına bakılırsa İslam aleminin dünya konjonktüründe söz sahibi olabilecek bir proje, bir politika gerçekleştirmesi de mümkün gözükmüyor. En son üretilen proje, “Medeniyetler ittifakı” adı altında başbakanımız tarafından ortaya atıldı. Sanılmasın ki bu proje başbakana ait. Samuel Huntington tarafından ortaya atılan “Medeniyetler Çatışması” tezi, Batı’nın kominizmden sonra İslam’ı hedef seçtiğini açıkça ortaya koyuyordu. Bu böyle ifade edilirse, kendisini İslam dairesinde gören insanların bundan rahatsızlık duyarak, karşı çıkış yapmaları, itiraza yeltenmeleri mümkündü. Bunu nasıl örtülü olarak sunmak mümkün olabilirdi, ki aynı zamanda da BOP projesinin gerçekleşmesi sağlansın? İşte “Medeniyetler ittifakı” tezi böyle bir amaçla dillendirildi. Nitekim İspanya Başbakanı Zapatero ve Türkiye başbakanı Erdoğan bu projenin eş-başkanları olarak atanırlarken, hem İslam dünyasına örtülü olarak “1sizi de var kabul ediyoruz” mesajı veriliyordu, hem de gizli düşman İslam uyandırılmamış oluyordu. Ayrıca İslam biraz da sağından solunda tırtıklanarak “ılımlı” hale getirilmiş oluyordu.

Hadi sorgulayalım!

AB ve İsrail destekli ABD’den müteşekkil Batı dünyasının hedefi ne?

Sizlere çok ütopik, hatta saçma gelebilirse de yine Amerikan bilim-kurgu filmlerini örnek vereceğim. Bu filmlere bakılırsa, Batı’nın hedefi ortak bir dünya devleti oluşturmak (acaba Armagedon mu?). bu dünya devletinin efendisi elbette Amerika olacak.  Peki bu devletin dini olacak mı? Evet. Bu din, bütün dinleri yozlaştırarak bünyesinde eritmiş Hıristiyanlık!

Aklımıza şu soru geliyor: Bu durumda Müslümanların konumu ne olacak?

11 Eylül saldırılarıyla başlatılan propagandaya göre Müslümanlar, dünya devletinin terörist unsurları. Her ne kadar hammaddelerin merkezi konumundaki bölgelerde yaşasalar da ehlileştirilmeleri gereken yabancı unsurlar.

Müslümanlar nasıl ehlileşecek? KÜRESELLEŞME ile.

Önce değerleri yok edilecek, daha sonra Batılı değerlerle donatılarak, tam anlamıyla Hıristiyanlaştırılamasalar bile, en azından “ılımlı Müslümanlar” yapıalcaklar.

Peki Batı projesi böyleyken, Müslümanların, kendilerinin, dinlerinin ve dünyanın geleceğinin planlanmasında herhangi bir projeleri var mı? El-Cevap: Yok.

Bir proje yok, yok olmasına da, olsa bile a) bu projeyi kim yürütecek? B) kim destekleyecek?, c) kim, nasıl uygulayacak?

Bu noktada yeniden halifelik tezi gündeme gelebilir?

Yazının başında sorduğum soruya dönelim: “Halifelik Müslüman milletleri birlikte hareket etmelerini sağlamakta, kendisinden istifade edilebilecek bir kurum olarak yapılandırılabilir mi?

Eğer İslam dünyası gerçekten, samimi olarak dünyaya nizam vermek, haksızlıkları önlemek, adaleti sağlamak, hakkı sahibine vermek vs. gibi amaçlara sahip olsaydı, elbette bu soruyu ciddi ciddi tartışabilir ve belki de olumlu cevap verebilirdik.

Fakat şunu sormadan kendimi alamıyorum: İslam dünyası kim? Nerede? Atilla İlhan’ın kitapları aklıma geliyor, Hangi Batı, Hangi Atatürk, Hangi Laiklik. Ben de soruyorum Hangi Müslümanlık?!

Tartışacak konu çok. Bu konu üzerinde ileriki zamanlarda yine kafa yormamız gerekmektedir…

Banner Maker

Popularity: 5% [?]

  • » Pentagon'un Yeni Haritası ve türkiye
  • » Mevlit Kandili
  • » Din istismarı meselesi
  • » Çanakkale…
  • » Devlet Memurlarının Çalışma Performanslarının Artırılması İçin Basit Bir Öneri
  • » Şehit Muhsin Yazıcıoğlu
  • » İslam’da Din Hürriyeti’nin Temelleri
  • » Üniversite Sınavı Üzerine Bazı Değerlendirmeler
  • » Üç Aylar ve Regaib Kandili
  • » Hoş Geldin Ya Şehr-i Ramazan
  • » Ebu Hanife’nin İçtihatlarında Dinde Kolaylık ve Fakirin Korunması
  • » Atalarımız Ebu Hanife’yi Hürriyetçi Olduğu İçin Benimsediler
  • » İnsan, Akıl ve İrade
  • » Ramazan, Oruç ve Şeytan
  • » Sigara Yasağının Hatırlattıkları
  • » Ramazan ve Oruç ile Tazelenmek
  • » Sadaka-i Fıtr
  • » Anlamak ve Yorumlamak
  • » Okulların Açılması Münasebetiyle: İslam ve Eğitim-Öğretim
  • » Çelişkiler Ülkesi
  • » Kültürümüz ve Dinimiz
  • » Akılcı Din Anlayışı ve Yaşar Nuri Öztürk’ün “Ebu Hanife” Kitabı Üzerine
  • » Bugünün Müslüman’ı Teslimiyetçi mi Sorgulayıcı mı?
  • » Atatürk ve İslam
  • » Zilhicce’nin İlk On Günü
  • » Kurban
  • » Gog-Mogog
  • » Kur'an Lisanının Arapça Olması
  • » Deniz Yarıldı mı yoksa Med-Cezir’e mi Uğradı?
  • » Bereket Nebisi Hz. Danyal’ın Kabri
  • Leave a Reply



     

    You need to log in to vote

    The blog owner requires users to be logged in to be able to vote for this post.

    Alternatively, if you do not have an account yet you can create one here.

    Powered by Vote It Up