İslam Hukukunda Kur’an
Makale İncelemesi
Makale: “İslam Hukukunda Kur’an”
Yazar: Osman Taştan
Yayın Yeri: 1. Kur’an Sempozyumu, Tebliğler-Müzakereler, 1-3 Nisan 1994, Ankara, 1994, ss. 315-324.
1. Kur’an Sempozyumunda tebliğ olarak sunulan makalenin özeti şu şekildedir:
Müslümanlar, özllikle de yöneticiler, Kur’an ve hadisin İslam toplumunun temel iki kaynağı olduğunu şüphesiz kabul ediyorlardı. Ancak onlar, aynı zamanda Kur’an’ın ve Hadis’in literal muhtevasının Hz. Peygamberden sonraki dönemlerde Müslümanların karşılaşabilecekleri problemlerin tamamını kapsamadığı konusunda hem fikirdiler.
Kur’an, gelişmekte olan İslam toplumunun siyasi anlamda odak noktasını oluşturuyordu.
O zamanlar hukukçular, bulundukları yörelerin geleneği içerisinde yetişir ve aynı zamanda teorilerini Kur’an ve Hadis anlayışlarının ışığında geliştirirler-di… Ancak hicri 2. Yüzyılın ortalarında Şafiî’nin hukuk sahnesine çıkmasıyla İslam hukukunda yeni bir dönem başlar.
Şafiî’nin esas rolü Peygamber sünnet’ini toplumun örfî sünnetinden ayır-mak ve onun hucciyet değerini Kur’an’ınkinin seviyesine çıkarmaktı. Aslında Hz. Peygamberin sünnetinin toplumun İslamî yaşama biçimiyle iç içe olması, hukukçulara Kur’an’ın teorik prensipleriyle İslam toplumunun pratik sorunlarını iç içe görme imkanını veriyordu. Bu anlamda Hz. Peygamberin sünneti toplumun İslâmî yaşayış biçimiyle bütünleşmek suretiyle Kur’an’ın öngördüğü ahlaki standart ve kuralları bünyesinde barındıran bir İslam geleneğini oluşturmayı amaçladı ve belki de bu süreç devam etmeliydi. Ancak Şafiî’nin çıkışı bu durumu değiştirdi. Şafiî, Peygamberin sünnetini toplumun sünnetinden ayırdı ve onu hukûkî açıdan Kur’an’ın seviyesine çıkardı. İdealde bu Hz. Muhammed’in peygamberliğine maksimum düzeyde bir saygı duymak ve aynı zamanda hizmet etmekti; ger.ekte ise bu tavır Hz. Peygamber ile onun toplumu arasına kapatılması güç olan bir mesafe koymaktı.
Şafiî maksatlı bir şekilde Kur’an’ın metnine dikkatleri çekti ve Kur’an’ı an-lamak için Arapça bilmenin esas olduğunu vurguladı. Böylece Arapça, Kur’an’ın ve Hz. Peygamberin dili olmakla kainatın en yüce dili haline getirildi.
Sonra Şafiî hiç kimsenin haram ve helal konularında geçmişteki bilgi kay-naklarına başvurmadan bir şey söylememesi gerektiğini belirtti. Sözü eidlen kay-naklar ise Şafiî tarafından Kur’an, Hz. Peygamberin Sünneti, İcma ve Kıyas’a indirgenmişti. Artık yetkili bir hukukçu bir şey söylemek istediği zaman, önce Şafiî’nin formule ettiği bilgi kaynaklarında meşru bir zemin arama gereğini duyacaktı.
Şafiî’nin çizdiği çizgi doğrultusunda Kuran ve Hadis metinlerine azami bir kutsallık atfedilmesi yönündeki anlayış iyice derinleşti. Sonuçta nassların telaffuz edilen literal kapsamı gittikçe meşruluk çerçevesinin yegane kaynağı oluyordu.
Zahirîliğin de ortaya çıkışıyla Hanefîliğin temsil ettiği rey ekolü il Zahirîlik arasında Şafiî mezhebi kendiliğinden bir orta yol haline geldi. Bu durumda Şafiîlik hukuk metodolojisinde meşruluk zemininin odağı olmaya ve ileride oluşacak olan Sünnî ideolojiye de bir zemin sunmaya başladı. İslam hukukunun ana kaynağı olarak Kuran açısından en çarpıcı sonuç ise şuydu: Şafiiliğin beslediği Kuran’ın metnine azami kutsallığı atrfetme anlayışı, devletin dînî ve hukûkî açıdan bütün ülkede homojenliğe olan arzusu ile kesişti veya paralel düştü. Bunun pratik sonucu olarak da Kur’an’ın şüphe götürmeyen bir kaynak ve Allahın gönderdiği kutsal kitap olduğu hususunda ümmetin icma’ı olduğu tescil edildi. Bu icmaın konusu ise şüphesiz, Hz. Osman döneminde standart olarak yayınlanan ve günümüze kadar devam eden Kuran nüshasıydı.
Aynı şekilde Sünnet, vahiy potası içinde Kur’an ile birleştirilip kutsallaştı-rıldı. Kutsallığın hakim olduğu yerde, insanlar sorgulayıcı değil, itaatkar bir tavır takınırlar.
Aktaranın Yorumu
Yazarın, İslam Hukukunda Kur’an’ın bugünkü konumunu nasıl elde ettiğini ortaya koymak üzere kaleme aldığı bu makalede, İmam Şafiî’nin formule ettiği şekliyle İslam’ın ana kaynaklarından başta geleni olan Kur’an’ın ve Sünnet’in aynileştirilmesi süreci güzel bir biçimde ortaya konulmaya çalışılmış olmasına karşın, Fazlurrahman’ın “Yaşayan Sünnet” kavramına daha fazla işaret eidldiği gözden kaçmamaktadır. Dolayısıyla makalenin ana tezinin, Fazlurrahman’ın formule ettiği bir yapılanmaya dayandığını söylemek yanlış olmayacaktır. Öte yandan, Fazlurrahman’ın özellikle İslam ve Çağdaşlık ve İslamî Metodoloji Sorunu kitaplarındaki önerileri doğrultusunda ortaya koyduğu tez derinlemesine tahlil edildiğinde, he ne kadar prensipte Şafiî tarafından formule edilen Kitap-Sünnet-İcma-Kıyas usuli ilkelerini eleştiriyor gibi görünse de, esasen günümüz İslam hukuku meselelerini çözümünde kullanılması gereken yöntem olarak Kur’an’a dönüşü öne çıakrdığı, yani İmam Şafiî ile aynı tezi savunduğu görülecektir.
Popularity: 6% [?]















BAYRAM
Mevlâ bizi af ede
Gör ne güzel iyd olur
Cürm ü hatalar gide
Bayram o bayram olur
Bardakoğlu, `Kadir Gecesi, Kur`an`ın övdüğü, esenlik ve güvenliğin her tarafa yayıldığı, sema kapılarının açıldığı, dua ve tövbelerin kabul edildiği kutlu bir gecedir` dedi
Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır Hocamızın sitemizde yayınlanan ‘ Türkiye’de En Az 40 Dakika Fazla Oruç Tutturuluyor’ yazısına Diyanet 'ten gelen şöyle cevap geldi:

