Kur’ân’ı Anlamada Yöntem Sorunu Ve Aklın Konumu
07.03.2010
www.islamhukuksayfasi.com sitesinde nerede ise 2 aydır yazdığım haftalık yazılarda birbiri ile bağlantılı konuları ele aldım. Bu yazılarda özellikle örneğin bilim, felsefe, siyaset ve din gibi insanların hayatlarında önemli yer tutan konularda, insan aklının ortak bir yöntem bulup bulamayacağını, ortak bir akılda buluşup buluşamayacaklarını tartıştım. Diğer taraftan insanlar arasındaki bu anlaşmazlık ve çatışmaların nedeni, acaba ontolojik miydi, yoksa insanın zaaflarından ve önyargılarından mı kaynaklanıyordu? Bunları kısaca irdelemeye çalıştım.
Eğer vahyin amacı, insanları sırat-ı müstakim’de buluşturmak, yani doğru ve ortak bir aklıda birleştirmek ise, tarih boyunca bu başarılabilmiş midir? Dinlerin gönderilme nedeni; insanları dünya ve ahiret saadetine kavuşturmak olduğuna göre, sırat-ı müstakimi yakalamadan, ortak bir noktada birleştirmeden mümkün olabilir mi?
Bu girişi yazmamın nedeni, Kur’ân’ı anlamanın ortak bir yönteminin olup olmayacağı meselesini tartışmak içindir. Yani Kur’ân, inananları ortak bir noktada birleştirebilir mi? Kur’ân’ın akla fazlası ile vurgu yapmasının nedeni bu mudur? Ayrıca Kur’ân’ın önerdiği aldığı akıl ile bilim ve felsefenin model aldığı akıl, aynı akıl mıdır, yoksa farklı akıllar mıdır?
İslam düşünce tarihinde nerede ise bir kırılma noktası olan Tehafüt tartışmalarının dayandığı Akıl – Vahiy ilişkisinin özü neye dayanmaktadır? Yani bu tartışmada öne çıkan argüman, akıl ile vahyin aynı düzlemde ve birbirinin alternatifi olmaları mı, yoksa İbn Rüşd’ün deyimi ile birbirinin süt kardeşi olmaları mıdır? (bkz. İbn Rüşd, Faslu’l-Makal, (trc. Bekir Karlığa), İşaret yy., İstanbul 1992) s. 115.)
Tarih boyunca uzun süre İslam ulemasını meşgul eden bu konu, gerçekte ezeli bir hakikate mi dayanmaktadır, yoksa bazı mevhum hakikatler üzerine bina edilen bir tartışma mıdır? Eski YÖK başkalarından Kemal Gürüz’ün bir konuşmasında “İbn-i Rüşt Gazali’nin karşısında bir daha yenilmeyecek” (bkz. OKAN ŞAHİN Bilim ve iktidar kıskacında başörtüsü 14.09.2008) sözü ile kastettiği nedir acaba? (Bu arada Kemal Gürüz’ün, İbn Rüşd ile Gazali’nin hangi eserlerini okuduğunu da merak ediyorum.)
Ben burada Tehafüt tartışmalarına girmeyeceğim. Çünkü, bana göre tehafüt tartışmaları, Orta çağ Batı ve İslam dünyasının belirli paradigmaların etkisi ile şekillenen önyargılarla oluşmuş bir algı biçimidir. Yani o dönem düşünce dünyasında, akıllar teorisi, felsefede önemli bir paradigma idi. O günün şartlarında bu paradigmayı tartışmak çok zordu. Bu tıpkı, bir dönem tefsir kitaplarında dünyanın düz olduğunu savunun müfessirlerin düştüğü duruma benziyordu. (örnek olarak bkz. Tefsîru Celâleyn, II, 260-261) Çünkü o dönem biliminde hakim olan anlayış böyle olduğu için, Kuran, buna göre yorumlanıyordu. Tehafüt tartışmaları da, aklın adeta tanrılaştığı bir dönmede yapılmıştır. Çünkü İlk dönem filozoflarının kurguladığı Evrensel Akıl ile Plotinus ve takipçilerin Tanrısal akılları aynı zeminde buluşturması sonucu, akıl-Tanrı ilişkisi, Batı düşüncesinde Panteizm (bkz. Gökberk, Felsefe Tarihi, s.26,37); İslâm Dünyasında Vahdet-i Vücûd (bkz. Fazlurrahman, Tarih Boyunca İslâmî Metodoloji Sorunu, (çev. Salih Akdemir) Ankara, 1995, s. 122–123; Câbirî, Arap Aklının Oluşumu, s. 26) diğer Semavî dinlerde de Allah olarak algılanmıştır. (bkz. Câbirî, Arap Aklının Oluşumu, s. 27)
Felsefe dilinde Tanrı ile özdeş kabul edilen bu aklın, yeryüzüne inerek çoğalması (ukûl-u aşere) sonucu bu akıllar, tanrı ile madde arasında bulunan, maddi olmayan bir takım aracılar olup Allah’tan feyz ve sudur yoluyla meydana gelen ilahî varlıklar olarak kabul edilmiştir. İster istemez bu anlayış, İslam düşünürlerini de etkilemiş ve sonunda akıl, bağımsız bir otorite olarak vahyin karşısına oturtulmuştur. Oysa akıl, vahyin alternatifi değil, onu anlama aracıdır, büyüklüğü ise, tabiatı anlamaya çalıştığı gibi vahyi de doğru anlamaya çalışmasında yatmaktadır.
Bundan sonraki yazılarımda bu konuya devam edeceğim.
Popularity: 9% [?]













BAYRAM
Mevlâ bizi af ede
Gör ne güzel iyd olur
Cürm ü hatalar gide
Bayram o bayram olur
Bardakoğlu, `Kadir Gecesi, Kur`an`ın övdüğü, esenlik ve güvenliğin her tarafa yayıldığı, sema kapılarının açıldığı, dua ve tövbelerin kabul edildiği kutlu bir gecedir` dedi
Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır Hocamızın sitemizde yayınlanan ‘ Türkiye’de En Az 40 Dakika Fazla Oruç Tutturuluyor’ yazısına Diyanet 'ten gelen şöyle cevap geldi:

