İSLAM HUKUKU SAYFASI

İslam Hukuku – Fıkıh İmamları – Fıkhi Hükümler – İslam İlmihali – İslam Tarihi – Kur'an Araştırmaları – Kıssalar – Köşe Yazıları

Banner Maker


191 okunma

Kur’ân’ı Anlamada Yöntem Sorunu Ve Aklın Konumu

Dr. Mustafa Güven

mustafaguven2005@hotmail.com

07.03.2010

www.islamhukuksayfasi.com sitesinde nerede ise 2 aydır yazdığım haftalık yazılarda birbiri ile bağlantılı konuları ele aldım. Bu yazılarda özellikle örneğin bilim, felsefe, siyaset ve din gibi insanların hayatlarında önemli yer tutan konularda, insan aklının ortak bir yöntem bulup bulamayacağını, ortak bir akılda buluşup buluşamayacaklarını tartıştım. Diğer taraftan insanlar arasındaki bu anlaşmazlık ve çatışmaların nedeni, acaba ontolojik miydi, yoksa insanın zaaflarından ve önyargılarından mı kaynaklanıyordu? Bunları kısaca irdelemeye çalıştım.

Eğer vahyin amacı, insanları sırat-ı müstakimde buluşturmak, yani doğru ve ortak bir aklıda birleştirmek ise, tarih boyunca bu başarılabilmiş midir? Dinlerin gönderilme nedeni; insanları dünya ve ahiret saadetine kavuşturmak olduğuna göre, sırat-ı müstakimi yakalamadan, ortak bir noktada birleştirmeden mümkün olabilir mi?

Bu girişi yazmamın nedeni, Kur’ân’ı anlamanın ortak bir yönteminin olup olmayacağı meselesini tartışmak içindir. Yani Kur’ân, inananları ortak bir noktada birleştirebilir mi? Kur’ân’ın akla fazlası ile vurgu yapmasının nedeni bu mudur? Ayrıca Kur’ân’ın önerdiği aldığı akıl ile bilim ve felsefenin model aldığı akıl, aynı akıl mıdır, yoksa farklı akıllar mıdır?

İslam düşünce tarihinde nerede ise bir kırılma noktası olan Tehafüt tartışmalarının dayandığı Akıl – Vahiy ilişkisinin özü neye dayanmaktadır? Yani bu tartışmada öne çıkan argüman, akıl ile vahyin aynı düzlemde ve birbirinin alternatifi olmaları mı, yoksa İbn Rüşd’ün deyimi ile birbirinin süt kardeşi olmaları mıdır? (bkz. İbn Rüşd, Faslu’l-Makal, (trc. Bekir Karlığa), İşaret yy., İstanbul 1992) s. 115.)

Tarih boyunca uzun süre İslam ulemasını meşgul eden bu konu, gerçekte ezeli bir hakikate mi dayanmaktadır, yoksa bazı mevhum hakikatler üzerine bina edilen bir tartışma mıdır? Eski YÖK başkalarından Kemal Gürüz’ün bir konuşmasında “İbn-i Rüşt Gazali’nin karşısında bir daha yenilmeyecek” (bkz. OKAN ŞAHİN Bilim ve iktidar kıskacında başörtüsü 14.09.2008) sözü ile kastettiği nedir acaba? (Bu arada Kemal Gürüz’ün, İbn Rüşd ile Gazali’nin hangi eserlerini okuduğunu da merak ediyorum.)

Ben burada Tehafüt tartışmalarına girmeyeceğim. Çünkü, bana göre tehafüt tartışmaları, Orta çağ Batı ve İslam dünyasının belirli paradigmaların etkisi ile şekillenen önyargılarla oluşmuş bir algı biçimidir. Yani o dönem düşünce dünyasında, akıllar teorisi, felsefede önemli bir paradigma idi. O günün şartlarında bu paradigmayı tartışmak çok zordu. Bu tıpkı, bir dönem tefsir kitaplarında dünyanın düz olduğunu savunun müfessirlerin düştüğü duruma benziyordu. (örnek olarak bkz. Tefsîru Celâleyn, II, 260-261) Çünkü o dönem biliminde hakim olan anlayış böyle olduğu için, Kuran, buna göre yorumlanıyordu. Tehafüt tartışmaları da, aklın adeta tanrılaştığı bir dönmede yapılmıştır. Çünkü İlk dönem filozoflarının kurguladığı Evrensel Akıl ile Plotinus ve takipçilerin Tanrısal akılları aynı zeminde buluşturması sonucu, akıl-Tanrı ilişkisi, Batı düşüncesinde Panteizm (bkz. Gökberk, Felsefe Tarihi, s.26,37); İslâm Dünyasında Vahdet-i Vücûd (bkz. Fazlurrahman, Tarih Boyunca İslâmî Metodoloji Sorunu, (çev. Salih Akdemir) Ankara,  1995, s. 122–123; Câbirî, Arap Aklının Oluşumu, s. 26) diğer Semavî dinlerde de Allah olarak algılanmıştır. (bkz. Câbirî, Arap Aklının Oluşumu, s. 27)

Felsefe dilinde Tanrı ile özdeş kabul edilen bu aklın, yeryüzüne inerek çoğalması (ukûl-u aşere) sonucu bu akıllar, tanrı ile madde arasında bulunan, maddi olmayan bir takım aracılar olup Allah’tan feyz ve sudur yoluyla meydana gelen ilahî varlıklar olarak kabul edilmiştir. İster istemez bu anlayış, İslam düşünürlerini de etkilemiş ve sonunda akıl, bağımsız bir otorite olarak vahyin karşısına oturtulmuştur. Oysa akıl, vahyin alternatifi değil, onu anlama aracıdır, büyüklüğü ise, tabiatı anlamaya çalıştığı gibi vahyi de doğru anlamaya çalışmasında yatmaktadır.

Bundan sonraki yazılarımda bu konuya devam edeceğim.

Banner Maker

Popularity: 9% [?]

  • » Pentagon'un Yeni Haritası ve türkiye
  • » Ebu Hanife’nin İçtihatlarında Dinde Kolaylık ve Fakirin Korunması
  • » Atalarımız Ebu Hanife’yi Hürriyetçi Olduğu İçin Benimsediler
  • » Sigara Yasağının Hatırlattıkları
  • » Kültürümüz ve Dinimiz
  • » Zilhicce’nin İlk On Günü
  • » Kurban
  • » Gog-Mogog
  • » Kur'an Lisanının Arapça Olması
  • » Deniz Yarıldı mı yoksa Med-Cezir’e mi Uğradı?
  • » Bereket Nebisi Hz. Danyal’ın Kabri
  • » Finlandiya Eski Sağlık Bakanı Dr. Kilde’nin Açıklamaları
  • » Din adamı kimdir?
  • » Başkan Beni Şairliğe Döndürdü
  • » Çağdaş Tefsirlerdeki “İsrailoğullarının Deniz Geçişi Kıssası” Yorumları Üzerine
  • » Alev Alatlı ve Hadi Baştan Alalım Kitabı Üzerine Bir Diyalog
  • » Hz. Hüseyin ve Kerbela Faciası
  • » Gelişen Toplumların Dinamikleri İlim- Akıl-Ahlâk
  • » Katip Çelebi’den Günümüze Ne Değişti?
  • » Bizim olmayan, Yeni Yıl Kutlamaları
  • » Kur’an’ı Açıklamada Usul
  • » Modernizm Üstüne
  • » Hz. İbrahim Ve Hz. Lut’a Gelen Elçilerin Mahiyeti Üzerine
  • » İblisin Yoldan Çıkması
  • » Sabr-ı Cemil Örneği Bir Resul: Hz. Eyub
  • » Modernizm Üstüne -III-
  • » Irkçılık Sorunu ve Türk-Kürt Kardeşliği
  • » Kıssa Tefsirlerinde Peygamber Yarıştırma
  • » Hz. Musa’nın Bulut, Menn Ve Selva Mucizesi
  • » Rızık Nedir?
  • Post Metadata

    Date
    Mart 7th, 2010

    Author
    dr mustafa güven


    Leave a Reply



     

    You need to log in to vote

    The blog owner requires users to be logged in to be able to vote for this post.

    Alternatively, if you do not have an account yet you can create one here.

    Powered by Vote It Up