Sabr-ı Cemil Örneği Bir Resul: Hz. Eyub
Sayfa 1 Sayfa 2 Sayfa 3 Sayfa 4 Sayfa 5

Araştırmacı Yazar
Giriş:
Kur’an’ı Kerim’de yer alan resuller içerisinde, hakkında en az bilgi bulunan peygamberlerden birisi de Eyyub peygamberdir. “Eyyub(a.s)’un ismi Kur’an’ı Kerim’de dört yerde geçer. Bu dört yerden ikisinde sadece ismi anılır ve peygamber olduğu bildirilir. Diğer iki yerde ise Eyyub(a.s)’a altı ayet tahsis edilmiştir. Eyyub(a.s) ile ilgili, Kur’an’ı Kerim’de bundan başka bilgi yoktur. Güvenilir hadis kitaplarında ise tek bir hadis vardır.”[1]
Hz. Eyyub hakkında Kütübü Sitte’de geçen tek hadis ise şöyledir: “Resulullah (sav) buyurdu: “Eyyub” çıplak vaziyette yıkanırken üzerine altından bir sürü çekirge düştü. Eyyub hemen onları toplayıp elbisesinin cebine avuç avuç koymaya başladı. Bunun üzerine Rabbi ona seslendi: “Ey Eyyub, ben seni bu dünyalıklardan müstağni kılmadım mı?” Eyyub: “Evet! Ey Rabbim! Benim bu hareketimde senin bereketine karşı müstağni tavrım yok.” Dedi.”[2]
Seyyid Kutup, Eyyub kıssası hakkında şu ilginç tespiti yapmaktadır. “Hz. Eyyub’un imtihan kıssası, bu tür kıssaların en dehşetlisidir. Ancak genel olarak Kur’an ayetleri ayrıntılara girmeden bu kıssayı özet halinde vermektedir.”[3]
Kur’an kıssalarının tümüne has genel özelliğinden ve spesifik olarak incelediğimiz Eyyub kıssasının diğer kıssalara nazaran daha da mücmel olmasından dolayı, kıssasının mufassallaştırılması gayesiyle “..Tarih, Kasas ve tefsir kitaplarında Eyyub (a.s)’la ilgili oldukça bol bilgiler dercedilmiştir. Eyyub konusunda diğer din mensuplarından ne duyulmuşsa doğru mu, yanlış mı olduğu araştırılmadan kitaplara geçirilmiş”[4] tir.
Kur’an ve onun açılımı hadislerde, Eyyub peygamber hakkında mufassal malûmat bulamayanlar, Kur’an nokta-i nazarından incelemeden, İslam harici dini kaynaklardan gelişi güzel alıntılarda bulunarak, çeşitli olağanüstü rivayetlerle, kıssa boşluklarını doldurmuşlardır. İsrailiyat nevi bu nakillerle, Kur’an’daki, Eyyub peygamber kıssası haricinde, efsanevi “Mitolojik” bir kişilik haline getirdikleri farklı bir Eyyub peygamber şahsiyeti ortaya çıkarmışlardır. Fakat ne yazık ki, onu, Kur’an’ın asıl mesajı olan “beşer” ve “resul” Eyyub “örnek kişi”liğinden uzaklaştırmışlardır.
Kur’an’da yer alan bir resul veya resullerin kıssalarının daha etraflı anlaşılması “mufassallaştırılması” için Kur’an’i bir metot veya kriterler ittihaz edemeyen İslam âlimlerinin, bu yetersizliklerinin açtığı gedik, İslami literatürde, efsanevî rivayetlerle süslenmiş, “kültürel” bir Eyyub kıssası doğurmuştur.
Yapılması gereken, Kur’an ayetlerinin ışığında ve onun vizyonunda bir usul izlemeye çalışarak Eyyub kıssasını, mufassal hale getirip, kıssadaki tevhidi unsurların, sislenip örtülmediği, “beşer-resul” Eyyub peygamber örnekliğini devam ettirmektir.
Bu amaçla, yazımızda, Kur’an’dan hareketle, onun bakış açısıyla gerçekleştirmeye çalışacağımız bir usul ile mufassal hale gelmiş Eyyub peygamber kişiliği ve kıssası örnekliği oluşturmaya gayret edeceğiz.
1 – Eyyub Peygamberin Profili:
a-Eyyub’un(a.s) kimliği:
İslam kaynaklarında yer alan çoğu rivayetlerde Eyyub’un(a.s), Hz. İbrahim soyundan olduğu öne sürülmektedir. Buna en güçlü dayanak, Kur’an’ın onu, İsrail oğulları resulleri silsilesi içerisinde sıralaması ve buna mümasil yaşadığı varsayılan Edom bölgesinin, Hz. İbrahim oğlu, İshak oğlu, Evs[5] (Is/Iys/Ays) neslinden gelenlerin yaşayıp çoğaldığı bir yer olması hasebiyledir.
Fahruddin er-Razî (v.1209/606), Hz. Eyyub’un, Hz. İshak’ın neslinden olduğu kanaatindedir. Bu amaçla Vehb ibn Münebbih’ten şu rivayeti aktarır; “Eyyûb (as), Diyâr-ı Rûm’dan bir adam olup, bu Eyyûb İbn Enûs’dur. İs(Evs/Ays) ibn İshâk (a.s)’ın zürriyetindendi. Annesi de, Lût (a.s)’un sülalesindendi. Allah onu seçmiş ve peygamber yapmıştı.”[6] Bu tanıma göre Hz.Eyyub’un, baba tarafından, İshak(a.s)oğlu Evs(Is); ana tarafından Hz. Lut neslinden olduğunu belirtmektedir.
Hz. Eyyub’un nesli hakkında elimizde yeterli açıklıkta sahih veriler olmadığı için, bu konuda kâmil manada bilgilenmek mümkün olamamaktadır. Eyyub peygamberin nesebi hakkındaki dağınık malumat Mevdudi’nin de dikkatini çekmiş ve bu konuda şu tespiti yapmaktadır: “Bazı müfessirler onun İsrailoğulları’ndan olduğunu, bazıları Mısırlı olduğunu, bazıları Hz. Musa’dan önce yaşayan veya Hz. Davud ve Süleyman (a.s) zamanında yaşayan bir Arap olduğunu söylerler … “İşaya kitabına (M.Ö. 8.yy) ve Hezekiel kitabına (M.Ö. 6.yy) göre Eyyub M.Ö. 9.yy veya daha önce yaşamıştır. Milliyetine gelince adının geçtiği Nisa: 163 ve En’am: 84’teki konunun akışından onun bir İsrailî olduğu tahmin edilebilir.”[7]
Muhammed Esed ise tefsirinde alıntı yaptığı, Philip K. Hitti ile aynı görüşü paylaşmaktadır ki, Hz. Eyyub’un, Nabatî kökenli bir Arap olduğu kanaatini belirtmektedir. “Hz. Eyyub[8], isminden ve kitabında sözü geçen muhitten (Kuzey Arabistan) anlaşılacağı üzere, Yahudi değil Arap’tır.”[9]
Philip K. Hitti’nin bu yorumundaki “Yahudi değil Araptır” ifadesi kanaatimizce, Hz. Eyyub’un inanç yönünden değil, ırk/etnik olarak tanımını yapmak içindir. Yani Philip K. Hitti, Eyyub(a.s) Yahudi, İbranî etnik kökenli değil, Arap etnik kökenlidir demektedir. Çünkü “Nabatlılar Araptırlar. Bunlar ırkan Suriye çölündeki ve kuzey Arabistan’daki Araplarla aynı menşedendirler; yalnız dil ve yazı olarak onlardan ayrılırlar; hiç değilse yazı dilinde bu ayrılık belirlidir.”[10]
Hz. Eyyub, Arap etnik kökenli olduğu varsayılsa bile inanç/din olarak Yahudi’dir. Tıpkı Hz. İbrahim ve Şuayb peygamberlerde olduğu gibi. Bu hususun üzerinde, “Hz. Eyyub’un etnik aidiyeti” başlığı ile ayrıntılarıyla duracağız.
b- Yaşadığı yer:
Kur’an’da kimliği, yaşadığı yer v.s gibi nitelikleri üzerinde açıklama bulunmayan Eyyub peygamber, İslam kaynaklarında “yaşadığı zaman ve mensup olduğu aile hususunda ittifak edilemeyen”[11] bir kişi olarak yer almaktadır. “Eyyub’un (a.s) kim olduğu, yaşadığı dönem ve mensup olduğu millet konusunda birçok farklı görüş vardır.”[12] İslam kaynakları, Eyyub peygamberin yaşadığı bölgelerden birisi olarak;“Horan bölgesinin geniş Besîne toprakları”[13] coğrafi tarifi yaparlar. İslam kaynaklarında yer alan bilgilerden Besîne’nin, Filistin’deki, Celile gölünün kuzeydoğusundaki Hauran’la, Şam arasında olduğunu anlamaktayız. Dolayısıyla bu bölge diğer bir tanımlama ile Lut gölünün kuzeydoğusunda yer alan bir bölgedir.
Hz. Eyyub’un yaşadığı varsayılan bir başka bölge ise Lut gölünün güneydoğusunda kalan ve Tevrat’ta ismi geçen Uts’tur.[14] Yeramyanın mersiyeleri kitabında; “Uts ülkesinde yaşayan Edom kızı..”[15] Olarak, Edom bölgesi tanımı yapılmaktadır. Yine Tevrat’ın Eyyub kitabında; “Uts diyarında Eyyub adında Salih, kâmil, Allah’tan korkan, kötülükten çekinen… Bir adam vardı.”[16] Diyerek Uts coğrafyasının ismi verilmektedir.
Bazı kaynaklarda, Tevrat’ta yer alan bu coğrafi tariflerden yola çıkılarak; “Kitab-ı Mukaddes’e göre Eyyub Filistin’de Ölüdeniz’in güney doğusunda yer alan Uts diyarında yaşamıştır.”[17] Denilmiştir.
Süleyman Ateş, Hz. Eyyub’un yaşadığı yer olarak, Tevrat’ta tarif edilen, Edom denilen bölgeyi kaydetmektedir: “Bilim adamlarının kanısına göre Eyyub, Hz. İbrahim’den sonra Edom ülkesiyle Arap çölü arasında kalan Saîr[18] dağının güney doğusunda verimli bölgede yaşamıştır.”[19] V. Zuhayli ise aynı bölgeye ait iki ayrı mevki sıralamaktadır: “Vatanı Suayr dağına yakın Ivas diyarı yahut Edûm beldesi idi.”[20]
Eyyub peygamberin özellikle, bu bölgede kurulmuş olan Nabatî’lerden olması ve onların yaşadığı yer olan Petra şehri ve etrafında ikamet ettiği tezi, tarihsel ve dini muhtevalı maddi deliller açısından bakıldığında, diğer teze –Lut gölünün Kuzeyi, Besine/Besseniye- göre daha önde gözükmektedir. Bu tezin maddi delilleri Philip K. Hitti tarafından Tevrat’taki Eyyub kıssasının etimolojik yapısı incelenerek verilmektedir. Aslında Philip K. Hitti’nin bu görüşü yeni değildir. Yahudi Talmud yorumcuları olan “rabbinik” kaynaklarda[21] da bu tezler yer almaktadır.
Philip K. Hitti, şöyle demektedir, “Kitab-ı Mukaddes’teki yüksek felsefi çizgiler taşıyan bu destansı hikâye, büyük ihtimalle eski Nebatî (Kuzey Arabistan’da yaşayan bir Arap boyu) bir şiirin -boyun bu gün kullandığı dilden de anlaşılacağı üzere – İbrani’ce bir tercümesi ya da şerhidir; çünkü” eski Samî dünyasının ürettiği en güzel şiirsel metin durumundaki bu parçanın sahibi olan Hz. Eyyub, isminden anlaşılacağı gibi Yahudi değil Araptır. (Philip K. Hitti, History of the Arabs, London 1937, s. 42-43)”[22]
İslam âlimlerinin ekseriyeti, Eyyub peygamberin yaşadığı yerin, bu günkü Ürdün ile İsrail sınırları içerisinde kalan; Edom adı verilen ve güneyde Akabe körfezi ile Gazze arasındaki yerleşim bölgesi içinde olduğu kanaatindedirler.
Dikkat çekmek istediğimiz bir nokta şudur; Hz. Eyyub’un, Hz. İshak soyu, Esav kolundan geldiğini varsaydığımız takdirde; bu görüşe izafeten, Tevrat’a göre Esav soyunun yaşamış olduğu Edom bölgesinin yani; Filistin’in Güney doğu’sunun Hz. Eyyub’un yaşadığı yer olduğunu kabul etmemiz gerekmektedir.
c-Hz. Eyyub’un etnik aidiyeti:
Hz. Eyüb’ün etnik kökenini tespit edebilmek için Yakub peygambere kadar geri gitmek gerekir. Yakup peygamber, Hz. İshak’ın oğlu olup, Esav adında bir ikiz kardeşi de bulunmaktadır. Hz. Yakup ile onun ikiz kardeşi Esav’ın, Tevrat’ta anlatılan, ta anne karnından başlayan mücadeleleri sonucunda Esav; tüm ailesini yanına alarak Kenan diyarının güneyi olan Negev çölüne yerleşir. Bu yüzden oranın adı daha sonra, Esav’ın lakabına binaen Edom (kızıl) olarak anılmaya başlar. Esav’ın lakabı kızıl anlamına gelen Edom[23]olduğu için bölgenin adı da Edom olarak anılmaya başlandı
Yine Tevrat’ta; Edom’a yerleşen Esav’ın İbranî kökenli olmayan hanımları ve aidiyetleri ise şöyle anlatılmaktadır: “Esav şu Kenanlı kızlarla evlendi: Hititli Elon’un kızı Adâ; Hivli Sivon’un torunu, Anâ’nın kızı Oholivama; Nevayot’un kız kardeşi, İsmail’in kızı Basemat.”[24]
İshak peygamberin oğlu Esav’ın, Kenan bölgesinden ve İsmail peygamber soyundan kadınlarla evlenmiştir. Bu durum annesi Rebeka ve babası Hz. İshak tarafından hoş görülmemiştir. Tevrat kıssası bunu şöyle ifade eder: “”Esav şu Kenanlı kızlarla evlendi: Hititli Elon’un kızı Adâ; Hivli Sivon’un torunu, Anâ’nın kızı Oholivama; Nevayot’un kız kardeşi, İsmail’in kızı Basemat.” [25] “Bu kadınlar İshak’la Rebeka’nın başına dert oldular.”[26]
Tevrat’taki Yakup kıssasında, Esav ile Hz. Yakup arasındaki, anne karnından başlayan[27] müthiş bir çekişme anlatılmaktadır. Esav, ilk oğulluk ve peygamberlik hakkı küçük kardeşi Yakup tarafından elinden alındığı için[28] hırçın tabiatlı olarak resmedilmektedir.
Ayrıca Esav’ın, anne ve babasıyla da arası, İbranî olmayan kadınlarla evlilikleri yüzünden gergindir. Bundan dolayı Hz. İbrahim’in oğlu İsmail’in(a.s) hanımı Sara tarafından dışlanarak Beer Şeba’ya sürgün edilip yaşamış olduğu gibi; Esav’da, anne, baba ve kardeşi Yakup tarafından dışlanan biri olarak, onlardan ayrılıp Edom bölgesinde yeni bir koloni kurarak hayatını sürdürmeye başlar. “Esav karılarını, oğullarını, kızlarını, evindeki bütün adamlarını, hayvanlarının hepsini, Kenan ülkesinde kazandığı mallarının tümünü alıp kardeşi Yakup’tan ayrıldı, başka bir ülkeye gitti. Birlikte yaşayamayacak kadar çok malları vardı. Yabancı olarak yaşadıkları bu topraklar davarlarına yetmiyordu. Esav, yani Edom, Seir dağlık bölgesine yerleşti.”[29]
Edom’da, Esav’ın zürriyeti öyle çoğalır ki, artık krallıklar kurmaya başlarlar. Tevrat bu olguyu şu şekilde kıssa eder: “İsrailliler’i yöneten bir kralın olmadığı dönemde, Edom’u şu krallar yönetti… Sahip oldukları ülkede yaşadıkları yerlere adlarını veren Edom beyleri bunlardı. Edomlular’ın atası Esav’dı.”[30]
Hz. İshak’ın oğlu Esav’ın soyunun yerleşerek çoğaldığı Edom ve çevresindeki topraklar, süreç içerisinde Araplaşarak, Esav’ın, İsrail oğulları-İbrani karakterinden arınır ve o bölge yakınında yerleşik Nabatî toplumu ile karışır. Tıpkı Hz. İbrahim’in, Hacer’den olma oğlu, Hz. İsmail’de ve Kenan’lı Ketura/Keturah’tan[31] olma oğlu Midyan/Medyan’da[32] olduğu gibi. Bilindiği gibi İbranî olan Hz. İbrahim’in oğullarının nesli, Kenan topraklarından ve İshak soyundan tecrit olundukça Araplaşmışlardır.
Bunda İshak-Yakup soyu, İsrail oğulları kavramını oluşturan dinci-ırkçı Yahudiliğin etkisi de büyüktür. Çünkü bu akım hem Hz. İsmail’i hem Hz. Şuayb’ı dışlayarak onların; İbrahim-İbranî-İsrailoğulları-Yahudi soyundan olduklarını inkâr etmişlerdir. İbrahim-İshak-Yakup sıralı soy harici nesilleri, Arap olarak “öteki”leştirmişlerdir.
Pek tabii ki süreç içerisinde tahrifata uğrayan Tevrat metinleri, etnik dinci-ırkçı, Yahudi Rabbi’lerce, bu mantaliteye göre tanzim edilmiştir. Rabbilerin bu tahrifatları yüzden, Kur’an ile Tevrat’ın, kıssasını anlattığı İsmail, Şuayb, Eyyub peygamberler; Tevrat metinlerinde, etnik kökenleri İbrani, yaşamdaki statüleri resul olarak geçmezler. Bu resuller İsrail oğulları ya da İbranîlikten dışlandıkları için onlara ait rasullük vasıfları da en alt kademeye “aziz” “abid” “dürüst dindar” kişiliklere indirgenmiştir.
Bu olgu tamamen Tevrat’ın muharrefliğinin bir yansımasıdır. Eğer İsrail oğulları/Yahudi ırkçı bakış açısı, bu resulleri dışlamamış olsa belki de onların oluşturdukları bu Araplaşma olgusunu reddederek, aksine onları ve ait oldukları toplumların İbranî kökenli olduğunu iddia edecekti. Dolayısıyla Hz.İsmail, Medyan, Şuayb ve Eyyub’un; İsrailoğulları/Yahudi etnik kökenli olarak değerlendirilecekti. Doğrusu da bu olması gerekirken İsrailoğulları/Yahuda ırkçılığı, olayı tersine çevirerek, yanlış algılanmasına sebep olmuştur.
Hz. Eyyub’un kimliğini anlamaya çalışırken de ister istemez, yeterince kritik edilmeyen, Tevrat’ın etnik-dinci bu muharreflik olgusu, İslam kültürünü ve muhataplarını da olumsuz anlamda yönlendirmektedir. Bundan dolayı kaynaklardaki Hz. Eyyub’un etnik aidiyeti tam ve kâmil anlamda tanımlanamamaktadır.
d-Hz. Eyyub’un Dini:
Kur’an, İsrail oğulları silsilesi içerisinde Hz. Eyyub’u da sıralamaktadır: “Biz Nuh’a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Ve (nitekim) İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, esbâta (torunlara), İsa’ya, Eyyûb’e, Yunus’a, Harun’a ve Süleyman’a vahyettik. Davud’a da Zebûr’u verdik.”[33]
Şu halde elimizdeki maddi verilere göre Hz. Eyyub’un; etnik olarak sonradan Araplaşan İbranî kökenden geldiğini ifade etmek yanlış olmaz ve onun hakkında her hangi bir şeyi de değiştirmez. O bir İbrani/İsrailoğulları ya da Arap aidiyetinde olsa da inanç/din olarak İslam dini üzere bir Müslüman’dır. Hz. İbrahim, Hz. Lut, Hz. Şuayb ve Hz. İsmail gibi.. Kur’an açısından önemli olan da budur.
Eyyub’un(a.s) yaşadığı bölgeye ve çevresine bakıldığında, Hz. İbrahim ve sonrası peygamberlerin elçi olarak görev yaptığı bu topraklarda İbrahim’in dininin, Hz. Eyyub’a kadar hatta Hz. Muhammed’e kadar devam ettiği, kabul edilmesi gereken bir vakıadır. İster Hz. Eyyub, İshak sonrası yaşayan nesil ve resullerden, isterse bu silsile içersindeki herhangi bir evrede yaşamış Arap veya başka etnik kökenli olsun, Kur’an perspektifinden bakıldığında o, bir Müslüman ve bir İslam peygamberidir.
Hz. Eyyub’un Tevrat akidesinde bir resul olmasının maddi delillerini Tevrat’ın Ketuvim bölümünden olan müstakil “Eyyub” kitabından ve onda yer alan ibadet kısımlarında anlatılanlardan da görmek mümkündür. “Bu şölen dönemi bitince Eyyub onları çağırtıp kutsardı. Sabah erkenden kalkar, “Çocuklarım günah işlemiş, içlerinden Tanrı’ya sövmüş olabilirler” diyerek her biri için “yakmalık sunu” sunardı. Eyyub hep böyle yapardı.”[34] ”Şimdi yedi boğa, yedi koç alıp kulum Eyyub’un yanına gidin, kendiniz için “yakmalık sunu” sunun. Kulum Eyyub sizin için dua etsin.”[35]
Eyyub peygamberin bizzat uyguladığı ve bir diğer Tevrat anlatımında da en yakın üç arkadaşının yapmaları gereken bir ibadet şekli[36] olarak emredilen “yakmalık sunu” ibadeti; İbrâni kökenli İbrahim dininin, onun soyu resullerinin uyguladığı bir ibadet ritüelidir. Günümüzde bile Filistin’in Nablus şehrinde yaşayan Samirî “Yahudi”leri tarafından bu bölgedeki Gerizîm dağında hala uygulanan bir ibadet şeklidir.
Tevrat’ta bu ritüel şöyle anlatılmaktadır: “RAB Musa’ya şöyle dedi: İsrailliler’e buyur ve de ki: ‘Bana olan sunuyu, beni hoşnut eden koku olarak yakılan sunu için yiyeceği belirlenen zamanda bana sunmaya dikkat edeceksiniz.’ Onlara de ki, ‘RAB’be sunacağınız yakılan sunu şudur: Günlük yakmalık sunu olarak her gün bir yaşında kusursuz iki erkek kuzu sunacaksınız. Kuzunun birini sabah, öbürünü akşamüstü sunun.”[37]
Bir Tevrat ritüeli/geleneği olan “yakmalık sunu” için aynı zamanda Hz. İbrahim’den beri sunak “Sunak/Mezbah”lar inşa edildiği Tevrat anlatımlarında mevcuttur. “Oradan Beyt-El’in doğusundaki dağlık bölgeye doğru gitti. Çadırını batıya düşen Beyt-El’le doğuya düşen Ay Kenti’nin arasına kurdu. Orada Rab’be bir mezbah (Sunak) yaptı ve Rab’be yakardı.”[38]
O halde tüm bu anlattıklarımızdan Hz. Eyyub’un; İbranî Hz. İbrahim oğlu, İshak oğlu, Evs oğulları neslinden ve sonradan Araplaşmış bir şahsiyet olduğunu; dininin ise İslam olduğu sonucunu çıkarmaktayız.
Hz. Eyyub’un etnik ve dini konumu, tıpkı atası İsmail’in konumu gibidir. Bu yüzden Kur’an’da; Hz. Eyyub da, İsmail(a.s) de İsrail oğulları peygamberleri silsilesi içerisinde sayılmışlardır. “İnnâ evhaynâ ileyke kemâ evhaynâ ilâ nûhin ven nebiyyîne min ba’dihî, ve evhaynâ ilâ ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ve ya’kûbe vel esbâti ve îsâ ve eyyûbe ve yûnuse ve hârûne ve suleymâne, ve âteynâ dâvûde zebûrâ”[39] Kur’an, bu ayet örnekliğiyle, Yahudi rabbilerinin, dinci-ırkçı etnik bakışı ile muharref hale gelen Tevrat’taki Hz. Eyyub hakkındaki tahrifi düzeltmekte ve böylece Allah’ın nezdinde asıl olanın ırk değil, akide olduğu vurgulamaktadır.
Sayfa 1 Sayfa 2 Sayfa 3 Sayfa 4 Sayfa 5
Popularity: 18% [?]
Bayram
Bir değerli okurumuzun gönderdiği bayram mesajını aynen yayınlıyorum BAYRAM Mevlâ bizi af ede Gör ne güzel iyd olur Cürm ü hatalar gide Bayram o bayram olur Merhamet ede Rahîm Dermanı ver Hakîm Lutfede lutf-i Kadîm Bayram o bayram olur Feyz-i mehabbet-i Hak Nur-i hidayet siyak Cennet-i â’lâ durak Bayram o bayram olur Hakk’ı seven merd-i şîr Kalbi olur müstenîr Allah ola destigîr Bayram o bayram olur Merhametin kânıdır Afv ü kerem şânıdır Hep ânın ihsânıdır Bayram o bayram olur El tuta kitâbını Dil tuta hitâbını Can tuta şitâbını Bayram o bayram olur Mevlâ’yı candan seven Rıza-yı Hakk’a even Lüft-i Hüdâ’ya güven Bayram o bayram olur Hakk’ı seven dîl ü cân Aşkı eden heyecân Feth ola bâb-ı cinân Bayram o bayram olur Bahr-i keremden Hüdâ Gark eden nûr-i Hüdâ Afv ola bây u gedâ Bayram o bayram olur Ganîler ...
Ramazan Bayramı ve Referandum
Yrd. Doç. Dr. Ali Duman 07.09.2010 Önümüzdeki Perşembe günü, yani 09.09.2010 günü Ramazan Bayramını idrak edeceğiz. Bu sene Ramazan ayı boyunca çeşitli yazılarımda gerek ramazan, gerek oruç, gerek kadir gecesi ve gerekse dinimizle ilgili hususlardaki görüşlerimi sizlerle paylaştığım için, Ramazan Bayramıyla ilgili olarak sadece iyi dilek ve temennilerimi sunmakla yetiniyorum. Gelecek olan Ramazan Bayramının tüm İslam alemi için hayırlara vesile olmasını yüce Allah’tan niyaz ediyorum. Bayram kadar önem kazanan bir diğer konu ise bayramın hemen ertesinde yapılacak olan referandumdur. Bugüne kadar, esasen İslam Siyaset Teorisi üzerinde doktora yapmış bir kişi olmama rağmen, siyasal konularla ilgili yazılar yazmamaya özen gösterdim. Fakat bu referandumun önemli ...
Tarsus’taki Kitabeler
Mehmet Başar 03.09.2010 ‘ Türk - İslam Kültür ve Medeniyetin de TARSUS ‘ Sempozyumunun 5 ci oturumunda, “ İslam Sanat ve Medeniyet Açısından Tarsus “ ana başlığında “Tarsus ‘ta ki Kitabeler” Tarsuslu yazar Kemal DURU tarafından sunuldu. Kemal Duru, daha önce köşe yazdığı gazete de yayınladığı Tarsus Kitabeleri başlığında olan çalışması da olmuştu. Sanıyorum Sempozyumda bildiri olarak sunduğu çalışması aynı mı, Yoksa geliştirilmiş hali mi bilmiyoruz. Kemal Duru da sine vizyon ile kısa bir anlatım yaptı, Diğer konuşmacılarda olduğu gibi aynı gerekçe “ Zaman darlığı “ yüzünden ne Konuşmacılar nede izleyiciler yapılan çalışmadan bir şey anlaması mümkün olmadı. Kemal Duru gazete köşe yazı çalışmasında ...
Kuran’ın İnzali ve Kadir Gecesi
Dr. Bilal Gök 05.09.2010 Yüce kitabımız Kuran-ı Kerim, Ramazan ayı içerisinde yer alan kadir gecesinde indirilmiştir. Kuran’ın bu indirilişinin, dünya semasındaki Beyt-i mamur denilen ve bizce mahiyeti belli olmayan mevkie bir defada indirilmesi hadisesi olduğu bildirilir. Sonra ise yaklaşık yirmi üç senede peyderpey yeryüzüne indirilmiştir. Müfessirlerin ekseriyetine göre Kur’an’ın ilk nazil olan ayetleri, Alak suresinin 1–5. ayetleridir. Bu meyanda Kurtubi’ye kulak verelim: “Allah Resulü Hira’da bulunurken Cebrail Peygamberimize geldi ve bu sureden beş ayeti ona öğretti” diyor. Bunun yanında Câbir bin Abdillah’in, nazil olan ilk surenin “Müddessir” suresi olduğu; Ebu Meysere’nin ise Fatiha olduğu kanaatini de nakledir. Yine aynı müellifin Buhari’den naklettiği Hz. ...
Dini Bayramları Nasıl Geçirmeliyiz?
Ali BOZKURT Dini bayramları nasıl geçirmemiz gerektiği konusunda özet olarak şunları söyleyebiliriz: *Öncelikle dini bayramları, evimizin dışında geçirebileceğimiz birer tatil gibi telakki etmemeliyiz. Günümüz şartlarında, aylar boyu süren yoğun çalışmalar neticesinde oluşan stresli havayı dağıtmak için, bulunduğumuz ortamın dışına çıkarak, yılda bir kere tatil yapmak, ihtiyaç haline gelmiştir. Ancak bu ihtiyacı bayram günleri dışında gidermek gerekir. Eğer bir mecburiyet yoksa bayramı evimizde geçirmeliyiz. Gurbetteki ailelerin bayramı memleketlerinde (Vatan-ı aslilerinde) geçirmeleri tatil kavramının dışındadır. *Bayram günleri mutlu bir hava içinde geçirilmelidir. Özellikle yaşlılar ve çocukların hoşnut edilmeleri için gerekli tedbirler alınmalıdır. Yaşlıların elleri öpülmeli, varsa ihtiyaçları giderilmelidir. Çocuklara yeni elbiseler ve oyuncaklar alınmalıdır. *Bayramdan önce ...
İnsan Hayatında Dua’nın Önemi ve Anlamı -2
Dr. Mustafa Güven 02/09/2010 mustafaguven2005@hotmail.com Geçen haftaki yazımda genel olarak dua hakkında bilgi vermeye çalıştım ve bu konu üzerinde duracağımı söyledim. Bu yazımda da duanın önemi ve insan hayatı üzerindeki etkisi üzerinde kısaca duracağım. Dua, insan için çok önemli bir güç, enerji ve moral kaynağıdır. Dua, insanı Allah’a yaklaştıran, kulluk bilincini geliştiren ve insanın benlik duygusunu, gururunu kıran önemli bir ibadettir. Dua, insanın iyi ve kötü gününde, bolluk ve darlık zamanında, varlık ve yokluk gününde insanın en önemli manevi bir sığınağıdır. İnsan, ne kadar güçlü olursa olsun, en küçük bir öksürük, en küçük bir mikrop, en zayıf bir sinek ve böcek, hatta bir damla su ...
Ashab-ı Kehf ve Tarsus
Mehmet Başar 22.06.2010 Türk –İslam Kültür ve Medeniyetinde Tarsus Sempozyumu, ikinci oturumunda, “ Prof. Dr. Ali Osman ATEŞ, “Ashab-ı Kehf Kıssasının Düşündürdükleri ” Prof. Dr. Ali AKPINAR, “ Tefsirlerde Ashab-ı Kehf ” Prof. Dr. Mustafa AŞKAR, “ Mutasavvıfların Ashab-ı Kehf kıssası hakkındaki yorumları ” Yrd. Doç. Dr. Rahmi TEKİN, “ Tarihi Belgeler Işığında Ashab-ı Kehf ” konularında bildiriler sundular. Her bildiri sahibi, konu başlığı içeriğinde sundukları bildirileri hepsinin de ayrı, ayrı bir değere sahip olduğunu gördük. Her ne kadar zaman az olmasından dolayı özet kabilinde açıklamalarda bulunması elbette bizler gibi pür dikkat dinleyici safında oturanlar için az olmuş olsada, hamd olsun yıllardır Ashab-ı ...
Kadir Gecesi
Yrd. Doç. Dr. Ali Duman 30.08.2010 Bugün 30 Ağustos 2010, Zafer Bayramı. Tüm milletimizin bu kutlu bayramını en içten dileklerimle kutluyor ve Yüce Mevla’dan bizlere tekrar öyle işgal altında bir vatan görmeyi nasip etmemesini temenni ediyorum. Türk Milleti, ölümü esarete tercih eden bir millet olduğu için, Birinci Cihan harbi’nin ardından başlayan süreçte, büyük bir Kurtuluş Mücadelesi vermiş ve dedelerimiz canları bahasına bu vatanı savunmuş, düşmanı ülkemiz topraklarından atmışlardır. 30 Ağustos o günlerin bir hatırasıdır. Keşke 30 Ağustos için ayrı yazı yazmaya vaktim olsaydı. Ancak ne yazık ki buna vaktim yok. 30 Ağustos ile ilgili yazıları tarihçi ve inkılap tarihçisi dostlarıma bırakarak, ben Kadir ...
Devletin Özgürleşmesi Sorunu – Bağımsızlık ve Dış Politika-
Figen Yılmaz 29.08.2010 ‘’ Ben yaşayabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar, amansız düşmanıyım.’’ - Mustafa Kemal Atatürk Atatürk’ ün bu sözünde belirttiği milletlerle medeniyet icabı dostluk ve siyaset ilişkileri gerekli bir o kadar da kısıtlayıcıdır. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse dostluk ve siyaseti takdir ederim diye vurgulamasıyla, hangi durumlarda bu tür dostluk ve siyaset ilişkilerinin ...
Fıtır Sadakası ve Zenginlik Ölçüsü
Ali BOZKURT Ramazan Bayramına kavuşan ve artıcı nitelikte olmasa da temel ihtiyaçları dışında nisap miktarı mala sahip olan Müslümanların, her Ramazan ayında, kendileri ve velayeti altında bulunan (Bakmakla yükümlü olduğu) kişiler için ödemeleri gereken, her biri bir insanı bir gün doyuracak miktardaki, para veya gıda maddesine fıtır sadakası denir. Yukarıdaki tanımı parçalara ayırırsak şu bilgiler ortaya çıkar: *Fıtır sadakasını, Ramazan ayını idrak eden kimseler verir. *Fıtır sadakası vermek için ihtiyaçları dışında nisap miktarı mala sahip olmak gerekir. *Ancak zekâtta olduğu gibi anılan malın artıcı olması ve sahip olunmasının üzerinden bir yıl geçmesi şart değildir. *Fıtır sadakasını aile reisi durumunda olan kişi kendisi için ve diğer aile ...
Kahramanmaraş’tan Kültür Hizmeti
Ali BOZKURT Kahramanmaraş’ın gür seslerinden Dr. Oğuz Paköz’ün yazdığı ve bana da gönderme lütfünde bulunduğu “Sür Sürenin” isimli kitabı, yaz tatili nedeniyle elime yeni geçti. Dr. Oğuz Paköz, hem doktorluk mesleğini yürütmekle hem de edebiyat ve kültür alanında ciddi çalışmalar yapmaktadır. Dr. Paköz, “Sür Sürenin” isimli kitabının arka kapağında şu satırlarla tanıtılyor:“1947 Kahramanmaraş doğumlu. 1974 İstanbul Tıp Fakültesi mezunu. 28 yıldır biyokimya uzmanı olarak çalışmakta. Evli, dört çocuk babası./ İlk kitabı Kılgı 1998’de, İkinci kitabı Var Varanın ise 2000 yılında yayımlandı. Bir kültür sanat dergisi olan Alkış’ın 2002’de yayımlanmaya başlamasından bu yana derginin sahibi ve başyazarı./Sür Sürenin yazarın üçüncü kitabıdır.” Eserde Dr. Paköz tarafından ...
Ramazan Ayı Münasebetiyle Dua Üzerine Bir İnceleme – I
Dr. Mustafa Güven mustafaguven2005 @hotmail.com 25.08.2010 Önce İnsan Alex Carrel’in “İnsan Denen Meçhul” adıyla anlatmaya çalıştığı insan, özünde bütün paradoxları taşıyan, duyguları ve yetenekleri sınırsız olan komplex bir varlıktır. Hz. Ali: “Sende alemler pinhan, sende cihanlar matvîdir”, Said Nursî, “İnsanı büyütürsen kâinat, kâinatı küçültürsen insan olur”, Cüneyd-i Bağdadî, “Allah’ı ararken kendimi; kendimi ararken Allah’ı buldum” demesi manidardır. Kimileri Hasan-ı Basrî’ye, kimileri Sokrat’a, kimileri de Peygamber Efendimiz (sav)’e atfettikleri “Kendini bilen Rabbini bilir” sözü ise, insanı tanımak için söylenmiş önemli bir vecizedir. İnsan birçok zaaf ile malul olmasına rağmen, eğitim sayesinde bu zaaflarını kontrol altına alabilmekte ve çok mükemmel bir varlık olabilmektedir. Kur'ân, bu üst ve ...












BAYRAM
Mevlâ bizi af ede
Gör ne güzel iyd olur
Cürm ü hatalar gide
Bayram o bayram olur
Bardakoğlu, `Kadir Gecesi, Kur`an`ın övdüğü, esenlik ve güvenliğin her tarafa yayıldığı, sema kapılarının açıldığı, dua ve tövbelerin kabul edildiği kutlu bir gecedir` dedi
Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır Hocamızın sitemizde yayınlanan ‘ Türkiye’de En Az 40 Dakika Fazla Oruç Tutturuluyor’ yazısına Diyanet 'ten gelen şöyle cevap geldi:

